BİR TEZ’DEN GERİYE KALANLAR: MEHMET BEY’İN KAFAMA BIRAKTIKLARI ya da GEÇ KALMIŞ AMA HALA ŞÜKRAN DOLU BİR KURMACA

Mesut Dinler

Mehmet Bey anlattı da anlattı o gün! Derneğin kapısından girdiğim an, bir kuytuda kıstırılmış gibi hissetmeye başlamıştım kendimi. Dernekte rastgeldigim, dernegin kapısını -benim gibi- tezine ekmek çıkar diye çalmış, araştırmaya hevesli kim bilir kaçıncı nesil Türk-Alman kızın sabırına hayranlıkla bakarken Mehmet Bey’in çaldığı vaktime üzülüyordum.

“İstersen e-maillerimizi değiştirelim, bilgi alış verişinde bulunuruz!”.

Niye böyle şeyler benim aklıma hiç gelmez ki! Alamancı kız bunu akıl edebiliyordu, Mehmet Bey bile kafasını hızlı hızlı sallayarak kıza yolladığı bazı şeyleri email ile ondan alabileceğimi söylüyordu, ben ise bir adet aval idim o sırada. Tezimin ilk jürisine gösterecek bir iki bir şey olsun diye geldiğim Balat’taki bu derneğin yırtık koltukları, Mehmet Bey’in her nefeste odayı dolduran sigara dumanı, duvarların dökülmüş sıvaları, üzerine koydukları omlet tavası yüzünden kavlamış masa, duvara astıkları zevksiz resimler... Her şey içimi darlıyordu. Mehmet Bey beyaz saçları, bozuk dişleri, ortası sarı bıyığı, üzerine büyük gelen takım elbisesi, bakımsızlığı ve kelimelerindeki özensizliğiyle bana alkolik dayımı hatırlatıyordu! Alamancı kız ise, Mehmet Bey’den doğru bilgileri alırsa dünyayı kurtaracağını düşünüyordu o sırada. Daha acıklı olansa, Mehmet Bey de yaşadıkları tezlerde yer bulursa kendi dünyasının kurtulacağına inanıyordu; “Söz uçar yazı kalır!”. “Kimin yazdığına bağlı.” diyerek kendimce zeka pırıltısı gösterdiğimi sandığım anda Mehmet Bey aptallığımı suratıma çarptı, “Birileri yazmasaydı şimdiye sokaktaydık!”. Mehmet Bey’in bu söylediğinin çok naif, en basitinden indirgemeci olduğunu düşünüyordum. Bunu kendisine söylemedim tabii ki. Zaten Haziran ayında ben de farklı düşünmeye başlayacaktım...

Bu dernekten tek istediğim tezim için gerekli olan, zaten websitelerine de koydukları görsellerin yüksek çözünürlüklü hallerini almak, çizimlere ulaşmak, son projeyi anlayıp tezimde anlatabilecek veriler elde etmekti.

Mehmet Bey ise başka telden çalmakta ısrar ediyordu; projeyi belediyeden almak için çok zorlandıklarını ve mücadeleyle bunu başarabildiklerini anlatıyordu. Belediye –nam-ı meşhur Fatih Belediyesi ile pek değerli başkanı M.Demir- kentsel yenileme yasası ile Fener Balat’ın sahil önündeki 21 yapı adasını kapsayan bir şeridi proje bölgesi ilan etmiş, ihaleyi yine Çalık Holding kazanmış, insanlarla tek tek görüşülmeye başlanmış, insanlara evlerini satmaları için teklif verilmiş, bu sinsi ön araştırma sonrasında ise star mimarlar bu yapı adaları için proje üretmeye başlamışlardı[1]. Ancak kimsenin ne Çalık Holding’ten ne de projenin ne menem bir şey olduğundan haberi olmadığından, Belediye ile görüşüp olanı biteni öğrenebileceklerini düşündükleri bir hayal dünyasına dalmışlar. Belediye bu mevzuya takılanları pek sallamayınca Dernek’in kurulmasına karar verilmiş, mahkemeye başvurulup, insanı sinir stres sahibi yapmaya, sonrasında da umursamamaya yetecek bir süre geçtikten sonra mahkeme karar vermiş; orada yaşayan insanların projeyi bilmeye hakkı olduğuna.

Aslında Belediye azcık zeki olsaydı zaten tanımlanan yasalar içerisinde bölge halkını bilgilendirmelerinin, gerekli tanıtım ve toplantıları yapmalarının gerekliliği ilkesini birazcık kaale allabilirdi [2]. Ancak Belediye anasının gözüydü ve yılmamıştı; derneğe yollanan zarftan çıkan kağıtta projelerin ekte olduğu yazmasına rağmen ne ek vardı ne de hatır için konulmuş projeye dair küçük bir görsel. Neyse ki Mehmet Bey gelen kargoyu tarttırıp rapor tutturacak kadar zeki davranmış (yine benim aklıma asla gelmeyecek bir hareket). Yollanan kargo ile ulaşan kargo ağırlığı aynı çıkıp da belediyenin projeyi sehven değil ama köylü kurnazlığıyla  eke koymayı unuttuğu anlaşılınca bi süre sonra nihayet projeyi alabilmiş Dernek.

En meşhurundan mimarların ‘dizayn ettikleri’ projede alışveriş merkezi, konferans salonları , yer altı otoparkları (Muhtemel arkeolojik kalıntı da ne ola ki?), sinema salonları, olmazsa olmaz oteller ve tabii ki de rekreasyon alanları... Tarlabaşı’nı Sulukule ile çarpıştıran birisi projeyi az çok tahayyül edebilir. 19. yüzyıl evleri ise sadece dış cepheleri tutularak içlerinde ne var ne yok yıkılması tasarlanmış, ki altlarına otopark döşensin.

Resim 1: 11 tescilli parseli olan 2821 no’lu adada tasarlanan ofis kompleksi (www.hfmimarlık.com). Bu tescilli evlerin sadece dış çeperleri bir tutulup gerisinin komple yıkılması düşünülmüş; ‘facadism’ nedir diye soranlar için: Budur!

Resim 1: 11 tescilli parseli olan 2821 no’lu adada tasarlanan ofis kompleksi (www.hfmimarlık.com). Bu tescilli evlerin sadece dış çeperleri bir tutulup gerisinin komple yıkılması düşünülmüş; ‘facadism’ nedir diye soranlar için: Budur!

Resim 2: 13 adet tescilli parseli olan 2859 no’lu ada için bir alışveriş merkezi (www.yakuphazan.com)

Resim 2: 13 adet tescilli parseli olan 2859 no’lu ada için bir alışveriş merkezi (www.yakuphazan.com)

Proje 2007’de ihaleye çıktığında Avrupa Birliği’nin para verdiği, Fatih Belediyesi’nin lojistik sağladığı ve UNESCO’nun desteklediği bir proje hala devam etmekteydi: Balat ve Fener Semtleri Rehabilitasyon Projesi. Projenin hazırlandığı 1996’da bölgenin sosyal dokusuyla alt ve üstyapının bütünsel olarak rehabilitasyonunu amaçlanmıştı, ki Türkiye için bir model proje olacak ve başka yönetimler bu uygulamadan feyz alabileceklerdi. Böyle bir şey gerçekleşmedi. Ancak birkaç sosyal tesisi oluşturulmuş –iki mahalledeki gençlere iş kazandırma, kadınlara meslek kazandırma gibi amaçlarla hazırlanan bu sosyal tesislerde günümüzde Belediye İngilizce, bilgisayar, okula destek kursları vermekte- ve konutlar, sakinlerinden para alınmadan restore edilmişti (bir de katı atık dönüşümü için bölgedekilere plastik kovalar dağıtılmıştı). Proje yöneticilerine gore bu çok da iyi olmamıştı çünkü konutlarda yaşayanlar para ceplerinden çıkmadığı için evlerin bakımını sonrasında çok da umursamamışlardı. Bunun aslında çok da bir önemi yoktu, çünkü sonrasında yapılan yeni Kentsel Yenileme projesiyle zaten bu evlerin de bir kısmının sadece dışlarının korunup kalanının yıkılması tasarlanmıştı. Belediye yıkmaya karar verdiği bu projeden  bile reklam için nemalanmış, biricik belediye başkanı M. Demir yıktığı projeyi kendi promosyonu için kullanmaya karar vermiş ve bunda utanılacak veyahut çelişkili bir tutum görmemişti. Bahsettiğimiz sosyal tesisleri ziyaret eden birisi halen kendisinin gülen suratlı posterleriyle donatılmış duvarlara bakarak hoş vakit geçirebilir –her ne kadar bir iki poster yapma sarmaşıklar arasında kaybolmuş olsa da-.

Resim 3: Sosyal Tesis

Resim 3: Sosyal Tesis

Mehmet Bey’i ise projede tarihi değerin gözardı edilmesinden, mahallerinin kimliğini kaybetmesinden daha çok ilgilendiren bir şey vardı: adamı evinden atacaklardı. Bana yaşadıklarını anlatırken, endişelerinden, verdikleri mücadeleden bahsederken ben jürimi, yakalamam gereken Ankara otobüsümü, Alamancı kızın acaba tezinde ne yazacağını düşünüyordum.

Derneği ziyaretimden bir yıl sonra Mehmet Bey belki bir an için sevinmiş olabilir çünkü İstanbul 5 no’lu İdari Mahkemesi 2012/1504 no’lu kararla 7 Mayıs 2012’de projeyi iptal etmişti. O sırada belki de M. Demir’in gülen suratı biraz düşmüştü zira Danıştay’a başvuracağını, kararı beğenmediğini basına duyurmuştu. Neyse ki koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanlar Kurulu belediye başkananın düşen suratını tekrar güldürürken Mehmet Bey’i tekrar korkutmuştu; 7 Kasım 2012’de proje alanı ‘acele kamulaştırma alanı’ ilan edilmişti. Koskoca Türkiye’nin koskoca Bakanlar Kurulu, bu koskoca adamlar bir araya gelmiş ve sadece ülke savaş halindeyse ya da doğal afet varsa verilebilecek bir karar vermiş, ‘Fener ve Balat acele kamulaştırma alanı’ olsun deyip, mahkeme filan gibi saçma şeylerle uğraşmadan kısa yoldan bu semtleri yukarıdaki görsellerdeki gibi bir yer yapmak istemişlerdi. 

Bunun üzerine belki de Mehmey Bey bir sigara daha yakıp daha da grileştirmişti derneğin duvarını, diğer dernek üyeleriyle düşüne taşına acıkıp bir çay demlemiş ya da omlet yapmışlardı. Direnmeye karar vermişlerdi, direnmek huylarında vardı.

Resim 4: Acele kamulaştırma kararı sonrası protestolar (soLportal, 2012)

Resim 4: Acele kamulaştırma kararı sonrası protestolar (soLportal, 2012)

Mehmet Bey bana ne yüksek çözünürlüklü görseller vermiş, ne de bin bir dava sonucu aldıkları dökümanlarını önüme koyuvermişti. Ben yalandan kendisine teşekkür edip, Alamancı kıza da yalandan “Sonra mailleşiriz!” deyip çıkarken, anlattıklarından jüriye sunacak çok da bir şey olmadığını ama görüşme yaptığımı ve fiziksel bir veriye ulaşamadığımı söylemeyi düşünüyordum. Not alsa mıydım acaba?

Mehmet Bey’i bir buçuk yıl sonra Gezi’de gördüm. Çimlerde arkadaşlarımla otururken, biber gazı suratımızı yalayıp giderken arada gözümüze Talcidli süt banıyor, çay içiyor, sanki bir şey olmamış gibi günlük dertlerden konuşmaya espri yapmaya devam ediyorduk. Yanına gittim, tanımadı beni. Demedim ben de vaktiyle tezim için konuştuğumuzu. İlk defa tanışıyormuşuz gibi yaptım, olanı biteni konuştuk, Fener’e Balat’a vardık. Tezimden bahsettim –o zamana neyse ki tezimi bitirmiştim, içine Mehmet Bey’in anlatıp da unutamadığım ve burada paylaştıklarımı da katmıştım-, Mehmet Bey anlattı, ben anlattım. O dinledi, ben dinledim. Talcidim uzakta arkadaşlarımın yanında kaldığından gözüme kendi Talcidinden sürdü.[3]. [4]

[1] Yazar, bu işe soyunan mimarların teşhir edilmesi gerektiğine inandığından bu isimleri sıralayabiliriz: Trafo Mimarlık; Çinici Mimarlık (Can Çinici); Net Mimarlık (Yılmaz Kuyumcu); Teğet Mimarlık (Mehmet Kütükçüoğlu & Ertuğ Uçar); HF Mimarlık; Sepin Mimarlık (Yavuz Selim Sepin); Hazan Mimarlık (Yakup Hazan); Ütopya Mimarlık (Serhan Sarıpınar).

[2] 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda AKP döneminde 2004’te 5226 sayılı kanunla değiştirildi. 2005’te ise ismi sarkastik içeriği trajik bir kanun olan 5366 sayılı Yıpranan Tarihi Ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması Ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği ile 2863’e son hali verildi. Buna göre belediyelerin hazırladıkları projelerde katılımcılığı benimsemeleri gerektiği belirtiliyordu.

[3] Eylül 2013’te Danıştay acele kamulaştırma kararını iptal etti. Bu, çoğu tarihi alan için örnek teşkil eden bir karar. İnşa baskısı Fener Balat’a bir şey yapmadan ne kadar durur belli olmaz ancak FEBAYDER’in çabaları ile Fener ve Balat kurtarılmış, İstanbul için bir adım atılmış oldu.

[4] Yazıda bahsedilen Mehmet Bey ve Dernek tasfiri az çok kurmacadır.