Fatih Uğurlaş… Bir Dünya Vatandaşı.

Fatih Söyler

“Yaşam müjdesinin ardından Kültür Mahallesi, Spor Sokak'taki İbrahimoğlu Apartmanı'nın enkazının üzerinde zamana karşı bir yaşam savaşı vardı. Dev projektörler ile aydınlatılan enkazdaki üniformalı kurtarma ekiplerinin arasında sivil giyimli, uzun saçlı bir adam dikkat çekiyordu. Ne yaptığını çok iyi biliyor, çalışmalara yön veriyor, durmaksızın saatlerce çalışıyordu. Depremi duyunca soluğu Düzce'de almıştı. Adı Fatih Uğurlaş'tı. Yüksek mimardı, binaların yapısı hakkında bilgi sahibiydi. Avrupa Afetler Merkezi'nin düzenlediği Afet Yönetimi kursu almıştı. Dağcı ve izci olması nedeniyle kurtarma çalışmaları konusunda deneyimliydi. 17 Ağustos Depremi'nde amcasını ve yengesini yitirmişti. Yengesini enkaz altından canlı çıkarmış, ancak hastaneye götürecek bir araç olmadığı için kaybetmişti. Yakınlarını geri getiremezdi ama yeni hayatlar kurtarabilirdi. Arama-kurtarma çalışmalarına devam etti. 1 yaşında bir çocuğun hayatını kurtardı. 12 Kasım depreminde kurtarmaya çalıştığı hayatın adı Naci Topkara'ydı. Yanındakiler ile betonları kaldırdı. Özel aletler ile demirleri kesti. Artık Topkara'ya konuşabilecek kadar yakındı.
……

Topkara sıkıştığı yerde sahibini göremediği bir sesten güç aldı. Konuşan adam, ona yaşamak için mücadele etmesi gerektiğini anlatıyordu. Sorular sorarak bilincini kaybetmemesini sağlamaya çalışıyordu. Biraz daha yaklaştığında elini tuttu. Fatih Uğurlaş aldığı eğitimde öğrendiklerini titiz bir şekilde uyguluyordu. Bir yandan ellerini yırtma pahasına Topkara'yı örten molozları kaldırırken, diğer yandan psikolojisini dikkate alarak konuşuyordu. Su isteyen Topkara'ya enkazdan çıkınca çok miktarda su vereceğini özendire özendire anlatarak onu hayata bağlıyordu. Topkara depremden 26 saat sonra dışarı çıktığında yıkılmış kentin içindeki yorgun yüzlerde bir sevinç oldu. Eşini içinde bıraktığı enkazın üzerinde bir sedye ile hastaneye götürülürken gözleri kurtarıcısını aradı, göremedi. Uğurlaş arama-kurtarma eğitiminde enkazdan çıkarılan kişinin, yanında kurtarıcısını gördüğünde kendisini bırakacağını öğrenmişti. Ambulansa götürülürken Topkara'yı uzaktan izliyordu. O hastaneye giderken, başka bir enkaza yürüdü” Timur Soykan Arşivi, Umut… Her Şeye Rağmen, 17.08.2002, Radikal.

Ya 1982, ya 83 yılıydı O’nu tanıdığımda. Aydınlık, her zaman gülümseyen yüzüyle Oda’ya ışık saçmaya başladı. Mesleki heyecanına insan sevgisini katmıştı. Yerel mimariye ilgisi belki de bu yüzden çok fazlaydı. Kaş-Kalkan, Cumalıkızık… Adeta bir misyoner gibi içine giriyordu henüz kimliklerini kaybetmemiş yerleşimlerin. İçtenliği, sıcaklığı hiç tanımadığı insanlarla sıcak sohbetler yapmasını sağlıyordu.

Oda’da üretken, yaratıcı, yeni fikirlere açık bir ortamı bulmasıydı sanırım onu Oda’ya çeken. Elbette bunda o dönemde Mehmet Adam gibi dünyayı bıkıp usanmaksızın sorgulayan bir ağabeyin varlığı da etkiliydi. 12 Eylül döneminin ağır havasında Mimarlar Odası bir vahaya dönmüştü.

Aramıza katıldı. Oda çalışanlarına yardımcı oldu, destek oldu. Yoklukta ve yoksunlukta onlara güç ve umut verdi. 1984 başında Oda Genel Kurulunda MYK yedek üyesi seçildi. Dönem ortasında MYK asıl üyesi oldu. MYK üyeliği boyunca çok çaba gösterdi. Özveriliydi. O özverili kimliğinden hiç vazgeçmedi.

Onu 1986 yılından sonra daha az görür oldum. Ama uzaktan da olsa, ayda yılda bir de olsa temasımızı ve birbirimize sevgimizi hiç kaybetmedik. Ya bir sergide, ya bir Oda toplantısında karşılaştığımızda eski günleri anımsayıp geleceğin güzel günler getireceğine olan umudumuza sarıldık. Zaman içinde doğal felaketlerde kurtarma ve hayatın sürdürülmesi konularında adeta uzmanlaşmıştı. Neredeyse tüm dünyaya yetişecekmiş gibi, felakete uğramış her yere, her eve, her insana hatta ülkelere yetişmeye çalışıyordu.

Sevgili Fatih Uğurlaş, bil ki, yüzünden eksik olmayan gülümseyişini hiç unutmayacağız. Sana ne diyeyim şimdi? Kendisi ışık saçan birine “ışıklar içinde uyu” denir mi?.