Çapsız Siyasetin TOKİ’yi Keşfi ve Mimari Eleştiri Olarak Karikatür

Bülent Batuman

Türkiye siyasetinde taşların yerinden oynadığı sıklıkla söyleniyor; eski dostlar şimdi düşman.Siyasetin ahlaki seviyesi düşük olunca, (siyasetin başka araçlarla devamı olan) savaş da pespayeleşiyor. Ve eski iktidar ortakları, şimdi birbirlerine demediklerini bırakmıyor. Bu durumun çarpıcı bir örneği, Aksiyon dergisinin son sayısında (1031. Sayı, 8-14 Eylül 2014) yer alıyor. Sayıyı TOKİ’ye ayıran Aksiyon, niteliksiz TOKİ bloklarının kapladığı bir kent görüntüsünü kapağına taşımış ve TOKİ’yi parantez içinde “Çarpık Konut İdaresi” diye nitelemiş. 12 sayfalık bir dosya halinde ele alınan TOKİ, yolsuzluk, niteliksizlik ve “muhafazakar anlayışta ahlak depremi” açılarından ele alınmış. Başta meslek odaları olmk üzere çeşitli çevrelerin yıllardır söylediklerini yeni keşfeden Aksiyon dergisinin konuya özgünsayılabilecek yegane katkısı da herhalde bu son “muhafazakar ahlak” meselesi olsa gerek; her ne kadar “Osmanlı döneminde kültürel bozulmanın ilk örneklerinden sayılan apartman modeli” gibi absürd argümanlar ve “mahalle kültürü ortadan kalktı, komşuluk ilişkileri zayıfladı... köy köylükten, kasaba kasabalıktan çıktı” türü naif sızlanmalar kentleşmeyi ne kadar anladıkları konusunda pek olumlu sinyaller vermese de...

Aksiyon’un bu ibretlik dosyasını okumakta fayda var; ama ben bu sayıda daha çarpıcı bulduğum bir noktaya işaret etmek istiyorum: derginin 72. sayfasında yer alan, Alperen Köseoğlu imzalı karikatüre.

“Ruhuna Fatiha” başlığı ile yayınlanan karikatürde bir yapı öbeğini bir mezar, bu öbeğin başucuna dikilmiş ve ölçek olarak onları ezen yüksek katlı bir yapıyı da mezar taşı olarak görüyoruz. Biraz daha yakından incelersek yapı öbeğinin, kırma çatılı, küçük yapılar yanında, bir cami ve yer yer serpiştirilmiş yeşil ile oluştuğunu fark ediyoruz. Böyle baktığımızda küçük bir yerleşim, belki bir köy ya da kasaba temsili ile karşı karşıya olduğumuzu düşünebiliriz. Mezar taşı olarak dikilen yapı ise, sağır görünen yüzeyinin cam olduğunu ima ediyor ve tepesine dikilen kuleyle bir ofis yapısı hissi veriyor. Çizgi kalitesi çok yüksek olmasa da eleştirel bir anlam okumak zor değil karikatürde.

Ancak bu karikatür, ilk gördüğüm anda, daha önce gördüğüm çok çok benzer bir karikatürü anımsattı bana; aşağıda yer alan karikatürü.

Bu karikatür ise tam 40 yıl daha eski. Mimarlar Odası’nın, Şehir Plancıları, İnşaat Mühendisleri ve Harita ve Kadastro Mühendisleri Odaları ile birlikte 1974 yılında düzenlediği “Konut Kurultayı”kapsamında gerçekleşen karikatür yarışmasında “Mimarlık Özel Ödülü” alan bu karikatürün sahibi Olcay Özsever. Yarışmaya katılan çizerler arasında daha sonra tanınacak isimleri de görmek mümkün (örneğin 1974’te DGSA’da öğrenimini sürdürmekte olan ve geçen yıl kaybettiğimiz Oktay Ekinci ve o sırada Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi öğrencisi olan Sinan Çetin gibi). Özsever’in karikatüründe aynı kompozisyonu, küçük farklarla oluşturulmuş biçimde görüyoruz. Bu kez mezarı oluşturan yapı yığını tek tip; tek katlı, derme çatma gecekondular. Mezar taşı ise niteliksiz bir apartman yapısı (hani şu Aksiyon’un kültürel bozulma örneği saydığı apartman tipinin bir örneği).

Birbirinden 40 yıl uzakta, ama aynı kentsel sorunları ifade etmeyi –daha doğrusu aynı kentsel duruma eleştiri yöneltmeyi– amaçlayan bu iki karikatür arasında küçük görünen farklara bakalım şimdi de. Mezar taşı olarak dikilen yapılar arasında hem işlevsel hem görsel farklar mevcut: birinde gördüğümüz ofis kulesi ölçek olarak istenilen dramatik etkiyi veremezken, diğerinde gördüğümüz apartman, perspektif oyunu ile daha ezici görünüyor. Bunlardan ikincisinin TOKİ eleştirisi açısından da 40 yıl eski olmasına karşın bugün çok daha anlamlı olduğunu söylemek mümkün. Mezar olarak gördüğümüz yapı yığınları arasındaki farklar daha da ilginç. Köseoğlu karikatüründe “ayakta” bir yerleşim gibi görünen yapı grubu, Özsever karikatüründe, kimisi yan yatmış gecekondularla tam bir yığın, hatta süpürülüp bir araya getirilmiş bir nesneler tepeciği gibi görünüyor. Burada çarpıcı olan, mezar esprisinin tekil yapılarda da güçlü bir ifade buluyor olması: bu gecekondular artık içi boş birer kabuk, bir toplu mezarlıktaki iskelet kalıntıları gibi.

40 yıl önce gecekondu ile niteliksiz orta sınıf apartmanını bu denli çarpıcı bir kontrast içinde sunmak çizerin görsel başarısı ise de, bunun aynı zamanda, o dönemde başta Mimarlar Odası olmak üzere meslek ortamı içinde üretilmiş bulunan eleştirel kentleşme söylemi ile ilgisi var. Buna karşılık, 40 yıl sonra üretilen karikatüre baktığımızda, daha zayıf bir görsel temsille karşı karşıya olduğumuz görünüyor. Bunun bir sebebi çizerin muhafazakar zihniyeti kuşkusuz: mezar olarak çizdiği yapılı çevreyi ölü resmetmeye direnen bir bilinçaltı. Gerçekte yaşadığı kuşkulu, muhafazakar nostalji nesnesi bir küçük –sevimli– yerleşim, mezar temsili için bile öldürülemiyor (Daha abartılı bir okuma, bu nostaljik kasabanın, aslında kentin mezarından fışkırmış bir zombi olduğu da olabilir!). İkinci bir sebep de, birincisiyle ilişkili olarak, kentleşmesürecine dair çarpık kavrayış olsa gerek. On yıldır kentleşmeye, ranta, TOKİ’ye ilişkin yazılıp çizilenleri birkaç ayda sindirmeden kullanmaya kalkışınca ortaya çıkan bu oluyor demek ki: 40 yıl sonra aynı karikatürün çok zayıf bir taklidi. Tabii her taklit orijinaline övgüdür demeli; 40 yıla rağmen geçerliliğini koruyan görsel eleştiriyi takdir ederek ve 40 yılda kentlerimizde bazı açılardan pek de bir şeyin değişmediğine hayıflanarak.