Barış Mücadelesi ve Mimarlar

Arif Şentek

Bu yıl yine, her yıl olduğu gibi 1 Eylül Dünya Barış günü dolayısıyla düzenlenen etkinliklere mimarlar da katıldı. Mimarlar, diğer duyarlı insanlarla birlikte bir kere daha barışa olan inançlarını, insanları yaşam çevreleri ile birlikte yok eden savaşların durdurulması taleplerini dile getirdiler.

Sıcak savaş koşullarının yaşandığı bir bölgede bulunan ülkemizde barış mücadelesinin ayrıca önemi var. Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de savaş devam ediyor ve savaştan kaçan yüz binlerce insan Türkiye’ye sığınmış durumda. Savaş kapımızı çalacak mı? Yoksa zaten savaşın içinde miyiz? Hızlı gelişmelerin yaşandığı günümüzde hiçbir şey sürpriz değil artık.

Mimarlar mesleklerinin doğasından gelen birikimle ve aydın olma sorumluluğu içinde savaş karşıtı bir konumda yer almışlardır. İstisnaları yok mudur? Örneğin meslektaşımız Albert Speer, Hitler’in sağ kolu ve savaş bakanıydı. İsrail’de mimarlar Siyonist yayılmacı politikanın emrinde Filistin topraklarının işgalini amaçlayan yeni yerleşim projelerini tasarlamıyorlar mı? Veya bölge halklarına ve kendi halkına karşı savaş kışkırtıcılığı yapan diktatörün giriştiği işlere yamanan mimarlar yok mu?

SESSİZ KALMAK İNSANLIK SUÇUDUR

Savaşa, binlerce insanın yok edilmesine, milyonlarca insanın canlarını kurtarabilmek için yerlerini, yurtlarını terk etmesine sessiz kalmak bir insanlık suçudur. Bu suça mimarlar ortak olamazlar.  Mimarlar, sadece 1 Eylül’lerde değil her gün barış için verilen mücadelenin içinde yer almak durumundadır.

Mimarlar Odası Genel Merkezi'nden 1 Eylül dolayısıyla yayınlanan bildiri, mimarlardan beklenen insancıl ve savaş karşıtı tavrın örneğidir.* Ancak bildiride yer alan görüşlerin söylemin ötesinde eylem içinde süreklilik kazanması önemlidir. Aksine hareket etmek zaman zaman kendi kendimize iman tazelemekten öteye gidemez. 

Uluslararası Mimarlar Birliğinin geçen ay Durban’da yapılan kongre ve genel kurulunda, aralarında Türkiye delegasyonun da bulunduğu geniş bir çevrenin özellikle Filistin’de süren savaşa karşı çıkışları anlamlıdır. Bu girişimler başta Amerika ve UIA yönetimine hâkim olan diğer ülke temsilcileri tarafından usul oyunları ile etkisiz hale getirilmiştir.

DURBAN’DAN MALATYA’YA

Durban’da yaşananlar 2. Dünya Savaşı sonrasında ilerici taleplerle kurulan UIA’nın giderek nasıl neoliberal politikaların aracı haline gelme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Durban deneyimi Mimarlar Odası için barış mücadelesinin ve dış ilişkilerin  nasıl yürütülmesi gerektiğini göstermesi bakımından da önemlidir. Oda’nın katıldığı uluslararası etkinlikler birer turistik gezi vesilesi olmanın çok ötesinde anlam, önem ve ciddiyet taşımaktadır.

Mimarlar Odası Malatya Şubesinin 5 Ağustos günü kentin bir parkında, İsrail’in Filistin politikasına karşı düzenlediği protesto eylemi muhtemelen çoğumuzun gözünden kaçmıştır. Şube Başkanı Ahmet Şahin hiç edebiyat yapmadan, çok açık sözlerle şöyle demiş:   

“Mübarek ramazan ayında gözünü kan bürüyen Netenyahu hükümetini ve terör uygulayan İsrail’i yapmış olduğu zulümden dolayı şiddetle kınıyoruz. Kana doymak bilmeyen İsrail Hükümeti ve milis ordusu Gazze mahallelerini havadan, karadan ve denizden bombardımana tutarak Ramazan Bayramını da Filistin halkına zehir etmişlerdir.

“Şu ana kadar Filistin’de hayatını kaybeden masum sivil sayısı 2000 kişiyi aşmaktadır. Bunların büyük bir bölümünü maalesef çocuklar oluşturmaktadır. Ramazan ayında görevini yerine getireceğini ümit ettiğimiz Birleşmiş Milletler bayramda da akan bu kanı durdurmaya güç yetirememiş, meseleyi kınamadan öteye götürememiştir. Artık Birleşmiş Milletler inandırıcılığını tamamen yitirmiştir.

“Görevi dünya barışına hizmet etmek olan Birleşmiş Milletler kıtalar arası petrol sevkiyatı yapan küresel bir şirket haline dönüşmüştür. Geçen yıl Ramazan Bayramı’nda şeker toplayan Gazze’li çocukların naaşları bu yıl birer birer Birleşmiş Milletlerin hastanesinden ailelerine teslim edilmektedir. Bu bir çocuk katliamıdır. Bizler Filistin’in ve dünyanın masum çocuklarının can güvenliğini nasıl sağlayacağız? Yeniden onlara yaşanabilir bir çevre nasıl kuracağız? Artık sözün bittiği yerde olduğumuzun farkındayız? Allah kimseyi Birleşmiş Milletlere muhtaç etmesin.”

Mimarlar Odası Malatya Şubesinin protesto eylemine kentteki diğer örgütler katılmamış, destek vermemiş. Öte yandan yapılan açıklamayı fazlaca “dinsel içerikli” bulabilirsiniz. Ama bu eylem Mimarlar Odasının büyük kentler dışına yayılan örgütlülüğü ve bu örgütlenmenin potansiyeli açısından özellikle dikkate alınmalıdır.

NEYİ KUTLUYORUZ?

Mimarlar Odası Genel Merkezinin yayınladığı 1 Eylül Barış Günü Bildirisinin sonunda Bu vesile ile bütün yurttaşlarımızın ve meslektaşlarımızın Dünya Barış Gününü kutluyoruz” deniliyor. Bilmiyorum barışla ilgili neyi kutlayabiliriz bu gün? Günümüz koşullarında 1 Eylül bayram havasında kutlanacak bir gün değildir. 1 Eylül ve her gün barış için mücadelede yeni somut ve etkili adımların atılacağı bir gün olmalıdır. 

Işid katliamında yakınlarını yitirmiş, günlerce aç susuz yürüyerek Türkiye’ye sığınmış bir Ezidi için “barış günü kutlaması” bir anlam ifade eder mi? Türkiye’de kamplarda yaşayan veya kentlerin yıkıntı bölgelerine sığınmış Suriyeliler’e “barış gününüz kutlu olsun” diyebilir misiniz? Veya yıllarca yaşadığı evi kentsel yenileme projeleri ile yıkılarak elinden alınmış, kentin dışına sürülmüş bir vatandaşımıza hangi yüzle kutlanacak bir barıştan söz edebiliriz?

Mimarlar ve Mimarlar Odası yurt içinde ve yurt dışında en geniş ilişkileri kurarak barış için sürdürülen savaşta yerlerini etkin olarak almalıdır. Böyle bir mücadelede bildirilere yazılacak soyut söylemlerle yetinilemez. Barış için meslek alanımızı da kapsayan somut hedeflere yönelik ve sürekli bir mücadele yürütmemiz gerekiyor. Bunun altını bir kez daha çizelim. 

* Mimarlar Odası Genel Merkezi'nin 1 Eylül Barış Günü için yayınladığı bildiriyi okumak için lütfen tıklayınız.