Kaldırımınız Hayırlı Olsun

Fadime Yılmaz 

Kaldırım: Sokaklarda, Caddelerde Yayaların Yürümesi İçin Yapılmış Yüksekçe Yer 

Türk Dil Kurumu  tarafından kaldırımın  tanımı böyle yapılmıştır ancak bu tanımı “ her şeyi çok bilen” bir mimar yapsaydı, böyle kısa ve net bir cümle kurmaz , lafı epey bir dolaştırır, lafı karıştırmadan dolaştırmak içinde bu tanımda neler var, onlara  daha yakından bakardı. 

Tanımda bu mimarın  gözüne ilk batan şu ifade olur büyük ihtimalle.  Kaldırım yüksekçe bir yerdir. Çok doğru, zaten en temel özelliği kaldırımın, yüksek olmasıdır çünkü bu yükseklik marifetiyle,   yaya ve taşıt trafiğini birbirinden ayırır. Yani bir tür ayıraçtır.  Özellikle 18. yy’ la hızlanan kentleşme ve sanayileşme, buna bağlı olarak taşıt trafiğindeki yağunlaşma sonucunda kaldırım kent peyjazının önemli bir elemanı haline gelir.  Ancak bu basit görev, sadece  bir  yüzyıl sonra, özellikle  dönemin  büyük kentlerinde oldukça başkalaşmıştır. Toplum içinde değişen dengeler  sonucunda , kaldırım kamusal-özel ayrımı tartışmasının göbeğine oturur, ekonomi-politik açıdan önemli bir eleman olarak yerini alır. Sermayedar sınıfın yükselişi,  kentlerde  fiziksel ifadesini geniş bulvarlar, meydanlar ve tabi bunları çevreleyen kaldırımlar olarak bulur. Daha cüretkar bir deyişle, kaldırım  sermayadar sınıfın aristokrasiden çaldığı kent toprağı olarak adlandırılabilir.  Ancak süreç burada sonlanmaz. Kaldırım önce aristokrasinin özel mülkiyeti olmaktan çıkıp kamusal alana dahil olur. Bir sonraki görevi ise sermayadar sınıfın sosyal mekanı olarak tekrar özel mülkiyet  altına girmesi olacaktır. 18 YY. Paris’inde  burjivazinin sosyal mekan gereksinimini kaldırımlara taşınan  kafeler karşılar.  Bu mekanlar hakkında 20 YY. içinde yapılacak  yorum ise, önce Avrupa’yı daha sonra bütün  dünyayı dönüştürecek olan  sermayadar sınıf  destekli Fransız Devrimi’ nin düşünsel  altyapısının,  bu  sosyal çevrede şekillendiği  yönünde  olacaktır.  

Mimarın altını çizeceği bir başka nokta da şudur. Caddelerde ve sokaklarda olduğuna göre kente ait birşeydir, o zaman kentlidir. Varlığıyla, çok değerli kent toprağını işgal eder, hizmettir, maliyettir, yatırımdır, pazardır. Ardarda sıralanan bunca görev kaldırımlar söz konusu olunca bir çok aktörün oyunda rol almasını sağlar.  Başrol doğal olarak belediyenindir, fiziksel olmaktan öte sosyal bir görev olan  kaldırım inşaası, belediyeler ve diğer aktörlerin elinde bambaşka bir şey haline dönüşür. Kaldırımlar,  katıksız birer yatırım aracıdır artık. Yatırımcıların listesiyse uzayıp gider. Değişen kaldırım propaganda aracıdır, her seçim öncesi, her eleştiri sonrası en çabuk ulaştırılan belediye hizmetidir, seçmene  yatırım yapılır. Kalkan ve yerine konulan her taş bir firma için pazar payıdır,  her taş için iş gücü gerekir. Taşlar yerine konunca her şey bitmez, bir başkası da görev bilinciyle sökülenleri şehir dışına taşımayı üstlenir. Bu şekilde oluşturduğu artı değerle sistemin ihtiyaçlarını karşılayamadığındaysa,  işgal ettiği değerli kent toprağının rantı tekrar gündeme gelir ve bu defa kendisi işgale  uğrar.  Bahsedilen bu süreç büyük bir başarıyla işlemeye devam eder,  rol alan her aktör pazar payı elde eder, kara ulaşır, propaganda yapar, kendi süreklilğini sağlar.Öyle ki bu sürecin geri dönüş süresi kaldırımın kullanım  ömrüne oranla çok daha kısadır. Her ihtiyaç duyulduğunda yıkım söküm, ve işgal gündeme gelir. 

Ama herşeyden öte mimarın söylemek isteyeceği şudur. Kaldırımlar yayaların yürümesi için yapılmışıtr.  Yayalarındır,  onların  alanları, sınırları, özgürlükleri ve esaretleridir. Yürümekse basit bir fiziksel aktivitenin çok ötesindedir.  Yürüyebilmek, daha doğrusu yürüyerek ulaşabilmek yayaların kent toprağı üzerinde hak iddia edebilecekleri  alanları belirler. Bunun yanında,kaldırımlar, fiziksel ve tasarım kaliteleriyle bireylerin kente dair algılarını tanımlarlar. Bütün bu liste yüzünden planlaması, tasarımı, uygulaması mekan kalitesinde belirleyici peyzaj elemanlarıdır. Daha net bir ifadeyle kaldırım, yayanın kente dair gördüğü, yaşadığı, algıladığıdırl. Yayanın  kentteki hakkıdır.

Ve bu “her şeyi cok bilen” mimar yine bilir ki, birinin hakkının diğerinin  rantı olduğu her durumda sonuç önceden tahmin edilebilr bir hal alır. Rant payını yükseltmek isteyen kısmın karşı tarafın hakkına tecavüz etmesi, bunu normalleştirmesi, hatta tekrar pazarlamaya  çalışması kaçınılmazdır. Kaldırım bir çok şeydir ama ne yazık ki bu açıdan bakınca istisna değildir.Gerek işgal edilerek, gerekse yayaların hakları geri plana atılarak kazanca dönüştürülmekten çekinilmeyen karlı alanlar olmaktan öteye geçemezler.

Ve mimarın bütün bunları üstüne yine söyleyeceği şey sudur: Bütün bu süreç ne kadar açık olsa da, açıkca ifadesi tehlikeli , kafa karıştırıcı ya da tehlikeliden öte  ufuk açıcı olabilir. Bunlara hiç  girmemek uzlaşmanın ve sağduyunun gereğidir, zaten fazla laf da kafa şişirir. O halde kaldırım nedir?:

“Sokaklarda, Caddelerde Yayaların Yürümesi İçin Yapılmış Yüksekçe Yer “