Categories

archive Block
This is example content. Double-click here and select a page to create an index of your own content. Learn more


Authors

archive Block
This is example content. Double-click here and select a page to create an index of your own content. Learn more
Yık Gitsin!

Yık Gitsin!

Azize Elif Sudan

TEDÜ,Mimarlık Bölümü | Araştırma Görevlisi

Gün geçmiyor ki yeni bir tarihi ve kültürel alan Başbakanlık’a tahsis edilmesin... En günceli Atatürk Orman Çiftliği ve çiftlikteki ağaç katliamıyla birlikte inşa edilmekte olan “Aksaray” olmakla birlikte şimdi gündemde nurtopu gibi bir tarihi yapımız daha var. Başbakanlık konuta ve ofise doymuyor ve şimdi de Çengelköy'deki Tarihi Vahdettin Köşkü "Başbakanlık Ofisi ve Konuk Evi" yapmak isteniyor.

 Kaynak:  yapi.com.tr

Kaynak: yapi.com.tr

OLAY MAHALİ

Fransız-Türk Levanten Mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanan Çengelköy sırtlarındaki 50 dönümlük koruluk içinde bulunan Vahdettin Koruluğu ve Köşkleri; sınırları içinde Ağalar Köşkü, Köceoğlu Köşkü, 6. Mehmet Vahdettin Köşkü, Kadı Efendi (Servis) Köşkü, Bahçevan evi ve bir adet de sera barındırmaktadır (ya da barındırmaktaydı demek daha doğru). Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde korudaki köşkler Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından restore edildi. O dönemdeki kullanım amacı veya neden Diyanet İşleri Başkanlığınca restore edildiğine dair bir bilgi yok fakat daha sonra İstanbul 6 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu yapılan tarafından restorasyon çalışmalarını incelediğinde, yıllar önce yapılan restorasyon sırasında köşklerin betonarme olarak yenilendiğini üzerinin de ahşap ile kaplandığı tespit etti!  Bunun üzerine tarihi yapıların yıkılıp aslına uygun olarak yeniden inşa edilmesine karar verildi. Yani kısaca, bütün özgünlüğüyle var olan yapılara uygulanan restorasyon(!) ile yapıların özgünlüğü tamamen yok edilmiş, yapılan bilimsellikten uzak yanlış uygulamalarla sapasağlam ayakta olan bir kültür varlığımızın yıkılıp yeniden yapılmasına ve özgün hiç bir değerinin kalmamasına neden olunmuştur. Fakat belli ki bu da yeterli olmamış ve 2 Temmuz 2013'te Resmi Gazete'de yayınlanan kararla, Boğaziçi Sahil Şeridi ve Öngörünüm Bölgesi Uygulama İmar Planı ve Vahdettin Köşkü ve Çevresi Yol Düzenlemesi Projesi kapsamında acele kamulaştırma kararı alınmış. Restorasyon projesini 2009 seçimlerinde AKP'nin Kadıköy Belediye Başkan Adayı olan Sinan Genim'in yaptığı köşkte gerçekleştirilen uygulama ile ortaya çıkan yapıların köşkün özgün mimarisiyle birçok uyumsuzluğunun bulunduğu ve yapıya özgü bazı önemli mimari elemanların

                                                              Kaynak:     http://www.arkitera.com/galeri/detay/99458/9

                                                            Kaynak: http://www.arkitera.com/galeri/detay/99458/9

(en önemlisi soğan başlı kubbe olmak üzere) yeni tasarımda yer almadığı tespit edilmiştir. Ayrıca iddialara göre 50 bin metrekare orman alanı içinde bulunan arazinin mevcut imarlı kısmı 10 bin metrekare iken 30 bin metrekareye çıkmıştır. İzmir Urla’daki sit alanlarına ayar çekildiğini ortaya çıkaran ‘tape’den sonra bir tane de burası için çıkarsa olayı tüm açıklığıyla öğrenebiliriz.[1]

Burada belki de önemli olan nokta artık alışmış olduğumuz yanlış koruma uygulamalarından çok; yapılanın adeta bilinçli olduğunu kanıtlarcasına daha ilk günden itibaren acele alınan ve uygulanan kararlar ile 15 metrelik istinat duvarı arkasında gizli saklı yürütülen inşaat faaliyetleridir. Hiçbir şeyden korkusu olmayan hükümet, yaptıkları yolsuzlukların kanıtları bir bir ortaya çıkarken bile ‘dik dur eğilme’ politikası ile, hakimleri savcıları azarlayıp oradan buraya sürerek işleri kendi istedikleri gibi sürdürmeye devam ederken; böyle küçük(!) koruma problemlerinden, imar kullanımlarındaki ufak oynamaların ortaya çıkmasından korkup çekinecek değildi tabi ki de!

KORU(MA) PROBLEMİ

Tarihi ve kültürel yapıların korunması konusuna yaklaşımı artık su götürmez bir şekilde ortada olan hükümet, ‘korunacaksa en iyi biz koruruz!’ diyerek gözüne kestirdiği tarihi ve kültürel alan ve yapıları kendisine tahsis etmekte ve ‘kullanarak koruma’ yaklaşımına adeta yeni bir boyut getirmektedir.

Kültürel varlıkların terkedilmişlik ve kullanılmama sebebiyle zaman içinde yok olması ülkemizde sık görülen bir gerçek. Bu nedenle, tabi ki, bu yapıların kullanılması onların korunmasını da beraber getireceği için, bu yaklaşım desteklenen bir koruma yöntemidir. Fakat maalesef, çoğu zaman bu yöntem ‘kullanarak koruma’dan ‘kullanmak için yok etmek’ e evrilmektedir. Görünen o ki hükümetin yaklaşımı da tam olarak bu şekilde. Haydarpaşa Garı, AKM ve yukarıda bahsedilen AOÇ örneğinde de gördüğümüz bu yaklaşım şimdi de 1984 yılında tescillenerek koruma altına alınmış olan Vahdettin Köşkü için gerçekleştirilmekte ve bir yapı daha hükümetin ellerinde son nefesini vermekte.

Tarihi ve kültürel korumaya olan yaklaşımı, var olan yapılara Selçuklu cepheleri giydirmek, yapılan yeni yapıları Selçuklu-Osmanlı tarzında inşa ettirmek ya da var olanı yok edip yerine Selçuklu-Osmanlı tarzında yeni yapı dikmek olan bir hükümetten en azından var olan Selçuklu-Osmanlı yapılarına hak ettikleri değeri göstererek yaklaşmasını beklemek hakkımız olmalıydı. Fakat onlar da yıkılarak betonarmeye çevriliyor. Yani neresinden tutsak elimizde kalıyor. Ama bu sırada, bir gecede ağaçlar sökülüyor, yollar açılıyor, binalar yıkılıyor, tarihi alanlar katlediliyor...

Ankara’nın Demirkafesi (1)

Ankara’nın Demirkafesi (1)

Pete Seeger ve Küçücük Kutular

Pete Seeger ve Küçücük Kutular