Bir Mutluluk Kıyaslaması: AOÇ Neydi, Tempelhof Ne Oldu?*

Cem Dedekargınoğlu

Geçtiğimiz günlerde XXI dergisinin Ekim 2014 sayısında ilginç bir konuya rastladım. “Farklı Şehirler Tanıdık Hikayeler:Berlin” başlıklı yazıda Zelal Zülfiye Rahmanalı, Berlin’de bir süre önce sonuçlanan Tempelhof Havalimanı referandumunu ve bu bağlamda Tempelhof Havalimanı’nın kent içinde bir ulaşım merkezi olmaktan çıkıp herkesin yararlanabileceği bir kamusal alan-kent parkı olmasını konu almış.

Yazıda ilk olarak, yeniden açılması defalarca ertelenmiş olan Berlin Brandenburg(Schönefeld) Havalimanı’nın Berlin bölgesinin tek havalimanı olarak işlevlendirilmesi ve buna bağlı olarak işletmede olan Tegel ve Tempelhof havalimanınlarının faaliyetlerinin sonlandırılması planı işlenmiş. Bu planın bir parçası olarak 2008 yılında, Nazi Almanyası döneminde faaliyete geçmiş olan Templehof Havalimanı’ndan uçuşlar durdurulması; akabinde bölgedeki binalar ve hangarlar çeşitli festivaller, gösteriler ve panayırlar için kullanılması;  pistleri de içeren yaklaşık 250 hektarlık açık alanın ise 2010 yılından itibaren “Tempelhofer Feld” adıyla bir kent parkı olarak kulanılmaya başlanması belirtilmiş.

Bu yıl başlarında Berlin Şehir Yönetimi Yürütme Organı’nin alanın geleceği için önerdiği master plan kararı, başta bölge sakinleri olmak üzere bütün kentlilerin tepkilerini çekmiş. Planda alanın 185 hektarlık bölümünün park olarak korunması, alanın çeperlerinde konut ve ticari alanlar,  güney bölgesinde ise kültür ve eğlence alanları öngörülmüş. CDU-SPD koalisyonunun çoğunlukta yer aldığı yönetimde bu öneriye gerekçe olarak; duvarın yıkılması sonrası dünyanın en büyük metropollerinden biri haline gelen Berlin’deki nüfus artışı ve mevcut konut stoğunun bu artışı karşılamaya yetersiz kalması; ayrıca gelişen teknolojiye bağlı olarak sosyal konut ve konut-işyeri kullanımlarının çeşitlendirilmesi ve mevcut park alanın doğal kaynakların yeniden kullanılması esasına bağlı kalarak yenilenmesi(örneğin yağmur suyunun yeniden kullanılması ile oluşturulacak bir su alanı) öne sürülmüş.

Önerilen plan konusundaki tartışmalar, alanın halen kamuya ait olması bakımından yatırımcılar için cezbedici olmayışından, bu yatırım için gereken paranın şehir ekonomisi için riskli bir harcama olarak değerlendirilebileceğine, bölgenin kuzeyindeki Kreuzberg ve Neukölln semtlerinde gerçekleşebilecek bir soylulaşma hareketine destek olabileceğine kadar geniş bir yelpazede seyretse de, referandum süreci esas olarak %100 Tempelhof Feld(%100 ThF) inisiyatifinin oluşması ile başlıyor. İnisiyatifin istekleri öz olarak: alandaki habitatın,  mevcut yeşil ve tarihi dokunun korunması ve alanın kamu mülkiyetindeki durumunun korunarak herhangi bir yapılaşmaya veya özel yatırıma izin verilememesi. Bu amaçla açılan imza kampanyasında toplanan 200000’i aşkın imza sorası, temsilciler meclisi alan hakkında 25 Mayıs 2014 tarihinde bir referandum düzenlenmesine karar veriyor. Referandumda alan hakkında ThF’nin ve Berlin Parlamentosu’nun önerileri oylandı; parlamentonun alanın yapılaşmasını içeren önerisine hayır, ThF’nin alanın mevcut haliyle korunmasını öngören önerisine evet çıktı.

Yazıyı ve akabinde konu hakkında internette yapılan tartışmaları okurken ve izlerken, yüzümde mahçup bir gülümsemenin oluşmasına engel olamadım. Birkaç yıldır AOÇ hakkında sürdürülen tartışmalar, AOÇ’nin korunması ve geliştirilmesi konusunda Ankaralıların iradesinin yok sayılması ve bütün çabalara karşın bölgedeki yapılaşmanın hukuksuzca sürdürülmesi, Berlinlilerin zaferine ayrı bir gıptayla bakmama yol açtı. Halen faaliyetini sürdüren çimento fabrikası, eski Orman Genel Müdürlüğü arazisine kondurulan yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı, tarımsal alanların ve fidanlıkların üzerine kondurulan Ankapark ve büyük ağaç kıyımları sonucu açılan yollar; kuşaklar boyu hafızamızda kamusal bir yeşil alan olan varolmuş, “gri ve soğuk” imajının fütursuzca yapıştırıldığı Ankara’ya yeşil ve güleç bir vaha olmuş Atatürk Orman Çiftliği’nin hunharca yağmalanmasına neden olmamış mıydı? Yapılan eylemler, imza kampanyaları ve tepkiler kulak arkası edilmiş, bizzat devletin bir numaralı ismi tarafından politik tartışmalara meze edilmiş ve en sonunda “Kanunsuzsa kanunsuz, ben yaptım oldu, güçleri yetiyorsa yıksınlar!” gibi aklın almayacağı bir üslupla terslenmemiş miydi?

Fotoğraflara, videolara bakıyorum. Bir yanda Templehof Feld’deki insanların mutluğunu görüyorum. Genç yaşlı, kadın erkek, zengin fakir bütün kentlilerin iyi vakit geçirdikleri, gülümsemelerini gizlemedikleri bin türlü görsel gözümün önünden geçiyor. Öte yanda ise koşu pistlerinin, piknik alanlarının üzerinden geçen iş makinaları, bürokratların yağmayı dikkatle izleyen gözleri, hamasi nutuklar ve bütün bunları taçlandırırcasına, yağmalanan bir mutluluğun mezarı üzerine kondurulan “roller-coaster” ve onu deneyen işçilerin inceli kalınlı çığlıkları.

Hangimiz mutluyuz? Tempelhof ne iken AOÇ ne oldu? Elimizde kalan son mutluluk kırıntılarını korumak ve yeşertmek için ne yapmalıyız? Mimarlık haftasının bu yılki sloganı “Sağlıklı kentler, mutlu kentler” olmuş, peki biz yağmaya seyirci kalan insanlar sağlıklı mıyız, mutlu muyuz? Zihnimden yükselen bu sorulara yanıt veremiyorum, belki sizin bir yanıtınız vardır.

 * Bu yazı Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından düzenlenen Mimarlık Haftası kapsamında gerçekleşen Yazım Atölyesi'nde elde edilmiştir.

Videolar:

http://www.youtube.com/watch?v=9KkyJQzpIm0

http://www.youtube.com/watch?v=0Kku7DTV8VE

Kaynakça:

Rahmanalı, Z.Z. (2014, Ekim). Farklı Şehirler Tanıdık Hikayeler: Berlin.  XXI (2014/133), s. 6-10

%100 Tempelhofer Feld İnisiyatifi İnternet Sitesi (http://www.thf100.de)