Categories


Authors

Bir Mutluluk Hikâyesi: Bentderesi

Fadime Yılmaz

Bu yazı, Kentler ve Mutluluk Mekânları ( ki eğer öyle bir mekan varsa) teması ile yapılan bir çalışmada üretildi ve mutluluğu en az beklenilen yerde, Ulus-Bentderesi’nde aramaya niyetli. Ankara’nın yurda malolmuş kara lekesi, aslında mutluluk mekânı ile tanımlanan olgunun zaman içinde nasıl değiştiğini, değişirken kent mekânının acımasızca nasıl baştan yazdığının çarpıcı bir hikâyesi. Ancak Bentderesi’nin hikâyesinden önce, kısaca mutluluk mekânı nasıl kaygan, bakmak lazım. Mutluluk insanın özünden gelen bir değişmez olmaktan çok uzak, esasında zamanın ruhunun bir yan ürünü; nerede ne ile ne zaman ve ne kadar mutlu olunacağı tasarlanan ve öğretilen bir olgu. Doğal olarak kent içinde mutluluk üzerine kurulan tüm mekânlar, var olmak ve varlıklarını sürdürmek için zamanın ruhu ile uyumlu olmak zorunda. Bu bağ koptuğunda, çöküş, yıkım ve yeniden yapılanma kaçınılmaz oluyor.

Bentderesi’ni de, bu değişen mutluluk tanımları üzerinden okumak ve her dönemin ruhuna ait izleri takip etmek mümkün. Hatip Çayı’nın Ankara Kalesi ile Hıdırlık Tepe arasında aktığı bu kısa vadi alanı, ismini Roma döneminde yapılan su bentlerinden alıyor. 1920’lerden kalan fotoğraflarda, dere üzerindeki taş köprüyü ve dere kenarına yerleşen kahvehaneleri görebiliyoruz. 

  1920’lerde Bentderesi Boyu

1920’lerde Bentderesi Boyu

  1920’lerde Bentderesi Boyu

1920’lerde Bentderesi Boyu

  1930’larda Bentderesi

1930’larda Bentderesi

Bu alana dair ilk planlı girişim, Ankara’nın büyük bir çoğunluğunda olduğu gibi, Jansen Planı’na dayanıyor. Genç cumhuriyetin kent içindeki mutluluk tanımı yoğun bir modernite vurgusu taşıyordu;  kentsel planlama, teknik altyapı, bireysel katılım ve özellikle hijyen cumhuriyet kentlerinin mutluluk tanımını şekillendirdi. Bu ana hatlara paralel olarak,   zaman zaman su baskınlarının yaşanmasına neden olan Bentderesi de ıslah edilerek yeni kentsel kodlara uygun hale getirilmeliydi. Jansen Planı’nda bu alan ile ilgili bir görsel ve proje raporunda detaylı bir anlatım bulunuyor.

“İncesu yatağı Ankara civarının en cazibeli ve canlı deresi yatağı olduğu gibi Bend deresi yatağı da insanda aynı tesiri yapar. Kale de, kıyas kabul etmeyen mevkiini bu dereye medyundur. Kale kayalarının Bend deresine doğru sarp inişi bir yabancının sade Ankara’dan değil belki Türkiye’den alabileceği en büyük, unutulamayacak kuvvetli intibalardır.

Prof. Hermann Jansen, Ankara İmar Planı Raporu, 1937.

Jansen raporun diğer kısımlarında, burada oluşturulacak havuzun hem bir cazibe merkezi olarak kentin bu bölgesinin öne çıkaracağına, hem de toplanan su ile etrafta yapılması planlanan yeşil alanlara sulama sağlanacağına dikkat çekiyor.  Bu havuzu ait detaylı bir görselde ise önerilen mutluluk tanımına dair bir çok ayrıntı yakalamak mümkün. Plan ve görselin altında ‘Ankara : Kalenin Aşağısında Tamir Olunan Roma Seddi Civarında Banyo Havuzu’  ifadesi yer alıyor. Plan üzerinde okunabildiği gibi, bu alan için Bentderesi boyunca planlanan yeşil banta eklenen bir yüzme havuzu düşünülmüş.  Yüzme bilenler ve bilmeyenler için farklı derinliklere sahip olması ve giyinme, soyunma ve güneşlenme alanları, atlama kulesi hatta su kaydırağı ile çağdaş bir havuz için gerekli bütün özellikleri barındırıyor. Aynı alanı gösteren perspektif ise,  Cumhuriyet doktrinine uygun sportmen bir toplum parçasını tasvir ediyor.

Bu görseldeki tasvir edilenlerin kadın ya da erkek olduğunu anlamak zor, ancak plana bakıldığında kadın-erkek ayrımı olmaması nedeniyle havuzda karma kullanım olacağını söylemek yanlış olmaz. Görsellerdeki mayoları ile resmedilen insanların, islamiyetin mahremiyet anlayışına pek uygun olmadığı ise çok açık.  Bu gibi bir hamlenin o günün Türkiye’sinde ciddi bir laikleşme dersi olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bu açıdan bakılınca, Erken cumhuriyet mutluluk mekânı,  saf bir sayfiye alanı olmanın ötesinde,  yeni bir tür kent ve kentli kültürü yaratan, laikliği ve yeni kültürel kabullerin yayılmasına hizmet eden bir araç olarak kullanılıyor.

O günlerde bu cesur hayallerin büyük bir heyecan yarattığını tahmin etmek zor değil.  Ancak, Bentderesi ve çevresinin zaman içindeki değişimi bu hayallerde asla öngöremeyeceği bir yöne doğru oldu.  Bu planlama kararlarını ve iddialı peyzaj çalışmalarını sekteye uğratan ilk neden,  1930 sonlarında başlayan ve 2. Dünya savaşı ile gelen ekonomik sıkıntılar oldu. Bu duraksama döneminde, mutluluk karın tokluğuna denk geliyordu ve bu türden bir mekânsal ve sosyal ıslah çalışması rafa kaldırılmak zorundaydı. Bunu takip eden yıllarda ise,  göç altında ezilen Ankara’nın 1950’ler ile iyiden iyiye plansızlığı sonucunda da, Ulus- Bentderesi ve çevreleyen alan gecekondulara teslim oldu. İlerleyen yıllar, Ankara ve dereleri için daha acı sonuçlar getirdi. Dere yatağındaki yerleşim hem derelerde kirliliğe yol açtı, hem de taşkınlarının daha çok insanın canına mal olması ile sonuçlandı.   Bu soruna çözüm olarak, birçok dere yer altına alındı. Bu sayede, kötü görüntüden ve taşkınlardan önlendi; aynı zamanda artan trafik karşılayamayan birçok yolun genişletilmesi de mümkün oldu.  Derelerin bu şekilde kaybolması, ana hatları ile halen Jansen Planı etrafında şekillenen Ankara’nın kentsel peyzaj ve kamusal alan kurgusunu geçersiz kıldı. 

  1962 Bentderesi’nin yer altına alınışı

1962 Bentderesi’nin yer altına alınışı

Benzer şekilde, 1962 yılında yer altına alınması ile Bentderesi, artık çok uzaklarda kalan sosyal ajandasına ek olarak fiziksel cazibesine dair en önemli değerini de yitirmiş oldu. Ancak bu kişilik erozyonu hiç beklenmedik bir şekilde dolduruldu; zaman içinde genelevi, randevu evi olarak kullanılan gecekonduları ve uyuşturucu ticaretini döndüğü ara sokakları ile toplumun göz ardı ettiği birçok konunun alanı oluverdi. Cesur bir ifade ile Bentderesi Mutluluk Mekânı olmaya devam etti, ama mutluluğun tanımı oldukça değişikti. Devlet eli ile geliştirilmiş sosyal bir ajandası olmadığı kesindi, ancak sosyal bir boşluğu doldurduğu; talebe hitap ettiği şüphesiz.  Sosyal mesajının zayıflığı ya da ayıplığı nedeniyle, fiziksel değişiminin kısıtlı kaldığı da söylenebilir; ancak sınırlı da olsa bu program kendi ifadesini evlerin pencere ve kapılarının renginde buldu. Maviye boyalı kapı ve pencereler fuhuş yapılan, sarı boyalar ise uyuşturucu ticaretinin döndüğü evleri belli etmek için kullanıldı. 

 Mavinin hakimiyeti iç mekanda da sürüyor.

Mavinin hakimiyeti iç mekanda da sürüyor.

Bentderesi’nin hikâyesindeki son dönüm noktası, Tarihi Ulus Merkezi Projesi oldu. 2008 yılından bu yana uygulaması süren projenin amacı, Ulus ve çevresindeki çöküntü alanın ıslah edilmesi olarak açıklandı ve özellikle Hamamönü, Hamamarkası ve Hacıbayram civarındaki yapılar yıkılarak bu bölge yeniden inşa edildi ve turistik programlar ile dolduruldu. Bu yeni kentsel alan, mekân kullanımı ve mimari kalite açısından yeni bir şey söylemese bile son dönemin doğrularının ve mutluluk tanımının fiziksel ifadesi oldu.  Yüzeyde, dini referansı kuvvetli ve kendi tanımını özellikle cumhuriyet öncesinde arayan aklın mimari karşılığı olarak ‘Ankara Evi’ bir tipoloji olarak yaratıldı. Yüksek yoğunlukla uygulanan bu konut dokusu kısıtlı peyzaj alanları ve ticaret üstüne kurulu yapısı ile kamusal alan yaratmadı. Daha çok, tarihi sosla süslenmiş açık bir alışveriş merkezi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Tıpkı bir alışveriş merkezi gibi kent ile arasındaki sınır keskin, ilişkisi ise belli saatler ve olaylar üzerinden sınırlı. Bölgede bulunan Roma kenti ise, bu yeni yapılandırmada tamamen göz ardı edildi. Buna ek olarak, Hacıbayram ve civarındaki alanın bölgenin merkezi haline getirilmesi, sadece bölgenin değil Ankara’nın tarihini de dini bir eksen de yeniden yazma çabası olarak görülebilir. Ancak, tüm bu çabalar rant odaklı dönüşümün destekleyicileri olarak kullanıldılar, ve rant ne denli büyükse mutluluk ve onun için sarf edilen çaba da katlanarak arttı. 

Gerek fiziksel durumu, gerekse programı dolayısıyla; bu planlamada Bentderesi’nin olduğu gibi kalması zaten mümkün değildi ve projenin ilk etabı olarak bu alan büyük bir acele ile yıkıldı. Belediye bu yıkım hamlesini ile fuhuş ve uyuşturucu sektörüne vurduğu öldürücü bir darbe olarak duyurdu. Ancak sonuç, dereler gibi fuhuş ve uyuşturucu sektörünü de gözden uzağa, yer altına atmak oldu. Bu yıkımdan sonra açığa çıkan alanda yol genişletilerek, yeni cazibe merkezlerine ulaşımın kolaylaştırılması sağlandı. Projenin ilerleyen etaplarında, bu alanda tıpkı Hamamönü gibi bu yeni tarihi doku ile doldurulacak, mutluluk mekânı olarak yolculuğunda yeni bir sayfa daha açılacak.

Bu noktada ilginç olan, insanların bu alana gösterecekleri tepki olacaktır. Hamamönü ya da Hacıbektaş’ın aksine durumu herkesçe bilinen bu alanın bile,  inşa süreci tamamlandıktan sonra ‘doğal haline döndürüldüğüne’ inanılacaktır. Buraya yapılacak ‘tarihi doku’ ancak bir film platosu kadar tarihsellik barındırmasına rağmen tarihin bir parçası olarak kabul görüp tüketilecektir. Bu dönem için mutluluğun, platoların güvenli dünyalarında bir rüyadan diğerine dalıp gitmek olduğunu söylemek mümkün. Bentderesi’de yakın zamanda, tüm geçmişini unutup bu mutluluğa ortak olacak görünüyor.

 * Bu yazı Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından düzenlenen Mimarlık Haftası kapsamında gerçekleşen Yazım Atölyesi'nde elde edilmiştir.

 

 

 

Atakule’nin Öyküsü – Nereden Çıktı Bu Süperler? *

Bir Mutluluk Kıyaslaması: AOÇ Neydi, Tempelhof Ne Oldu?*