Categories


Authors

Feng Şui'li Mimarlık Haberi

Feng Şui'li Mimarlık Haberi

http://www.arkiv.com.tr/proje/otel-workinn/2788

Arif Şentek

Ciddi gazetelerimizden birinde, İstanbul’da yeni hizmete açılan bir otelle ilgili yayınlanan bir haberi dikkatle okumamızda yarar var. Mimarlığın ciddi dediğimiz bir gazetede bile nasıl ele alındığını göstermesinin ötesinde haber, iletişim öğrencilerine bir haberin nasıl yazılmaması gerektiğini anlatmada da kullanılacak bir örnek. 

Haberde sıradan magazin kültürüyle ve gizemli bir anlatımla “feng şui” muhabbetine girilmiş. Bu arada “sürdürülebilirlik”, “yaşam alanı”, “Leed sertifikası”, “yeşil bina”, “akıllı bina” , “çevrecilik”, “ileri teknoloji” gibi içi boşaltılmış güncel sözcüklerin kullanılması ihmal edilmemiş.  “Sanayi Bölgesinde Bir Yeşil Otel” başlıklı haber aynen şöyle: 

“Mimari tasarımı Feng Shui öğretileriyle oluşturulan, Gold Leed sertifikalı Workinn Hotel, sanayi bölgesinde açılan ilk HIP İŞ oteli olma özelliğini taşıyor. Sabiha Gökçen Havalimanı ve TEM otoyoluna yakınlığı ile çok rahat ulaşılabilir bir noktada bulunan otel; çevreci, dingin ve sanat dostu bir yaşam alanı olarak konumlanıyor.

“Yeşil – Akıllı bina…

“Çevreye duyarlı yeşil bina olarak inşa edilen otelde; yağmur sularının toplanarak kullanıma sokulmasından, lavabolarda kullanılan suyun filtre edilerek bahçe sulama için kullanılmasına, çıkan atıkların geri dönüşüme kazandırılmasından, gün ışığından maksimum yararlanılmasına kadar her alanda sürdürülebilirliğe maksimum düzeyde dikkat ediliyor. Otel ‘yeşil bina’ olmasının yanında, ‘akıllı bina’ olma özelliğiyle de dikkat çekiyor. Çevreciliği ve yüksek teknolojiyi harmanlayarak hem sürdürülebilir hem de kaliteli ve hızlı hizmet sağlıyor. 

“Feng Shui ile daha akıcı daha huzurlu…

“Modern hayatın baskıladığı kişisel yaşamları uyumlamanın bir fırsatı olan kadim Feng Shui öğretilerinden yararlanılarak yapılan mekânda bütün ayrıntılar konukların ‘kendini iyi hissetmesi’ üzerine kurgulanmış.” (1)

Aslında yukarıdaki haber metni otelin ticari tanıtım sitesinden aynen alıntılanmış. Böyle yapıldığı haberde belirtilmiyor. Yani bir şekilde bir “intihal”. Gazeteci, firmanın hazırladığı reklam içerikli bir metni hiçbir açıklama eklemeksizin aynen aktarmakta bir sakınca görmemiş. İşin bu yanı “basın etiği” konusuna giriyor ve herhalde bir gazetecinin ve gazetenin yapmaması gereken bir şey. 

Haberin bir başka önemli ve olumsuz yanı, böylesine ballandırarak anlattığı bir yapının tasarımcısından hiç söz etmemesi. Tasarımı yapan mimarla görüşmeye, onun söyleyeceklerini aktarmaya ihtiyaç duyulmamış. Yani “mimarın adı yok!”  

Bu “mimarı adı yok” gerçeği, toplumumuzda ve dolayısıyla basında çok yaygın bir kültür eksikliğini gösteriyor. Yani bir binayı kimin tasarladığı hiç önemli değil. Aynen bir otomobilin veya cep telefonunun, etrafımızı çevreleyen sayısız tüketim malının kimler tarafından tasarlandığını hiç sorgulamadığımız gibi.

Denebilir ki, zamanla yarışan genç bir gazetecinin kısa sürede yazmak zorunda kaldığı bir haber, fazla abartılacak bir tarafı yok. Böyle diyenlere maalesef katılamayacağım. Zira haberi yazarken internette şöyle bir iki dakika dolaşsaydı, binanın mimarını ve mimarın kendi tasarımını nasıl anlattığını görecekti. Otel, Çinici Mimarlık tarafından tasarlanmış. Can Çinici’nin sözlerini arkiv.com.tr’den aynen aktarıyorum: 

“Mimari olarak bina iki bölüm olarak ele alınabilir; sosyal mekanları içeren (lobi, bar-restoran, çok amaçlı toplantı odaları, havuz ve çevresi vs.) zemin ve bodrum kotlarında yeşil cephe karkası ile sarılmış iki kat yüksekliğinde bir ‘baza’; ve üzerinde üç değişik oda normunu barındıran (standart, executive ve apart) dış kabuğu modüler prekast beton plaklarla karakterize olan L- planlı beyaz bir ‘uyku kutusu’. Üstteki beyaz kütleyi karakterize eden en bariz özellik ise pencerelerin paneller içinde değil, panellerin diziliş biçiminin oluşturduğu kayar ritmin ‘aralıklarında’ tasarlanmış olması.

“Otelin bir sanayi sitesinde olması dolayısıyla endüstriyel yöntemlerden olabildiğince yararlanma yönüne gittik… Hem yapı hassasiyetini artırmak, hem de inşaat süresinden tasarruf etmek için cephede prefabrike beton panellere yer verdik. Özellikle L-planlı beyaz kısımda hiç tuğla duvar örgüsü kullanılmadı, 18 cm kalınlığında kendinden yalıtımlı bir sistem uygulandı. Panelin dışında 2 cm’ye varan beyaz çimentolu beton bir katman var. Baza kısmındaki karkaslı ‘yeşil cephe’ ise çevreci ilgi alanlarından ziyade daha çok mimari bir fikir gereği ortaya çıktı. 

“Çokça uygulandığı şekliyle ülkemizde otellerde bir malzeme karmaşası mevcut; bundan kaçınmak ve daha tarafsız, ‘sessiz’ bir etki elde etmek amacıyla beyaz renk ve prefabrikasyon yönüne gittik. Altta bazada ise öyle bir şey seçelim ki konvansiyonel cephe malzemelerinin ‘sertliğini’ taşımasın istedik ve oldukça ekonomik bir manto sıva uygulaması üzerine yeşil cephe karkasını uyguladık. Bu karkas üzerine tırmanan yaseminler, zemin kotunda, bodrum seviyesinde ve ara teras kotunda yer alan uzun saksılardan besleniyor.” (2)

Görüldüğü gibi binanın tasarımcısı ne “feng şui öğretisi”nden, ne de “akıllı / yeşil bina”dan söz etmiş. Yukarıdaki anlatım çoğu gazete okuruna fazla “mimari” gelebilir. Ama galiba gazetecinin göstereceği marifet, böyle bir “mimari” anlatımı okurun kolayca kavrayacağı bir dille verebilmek olmalı. Mimarlığın dışındaki alanlarda, örneğin sosyal bilimlerde, edebiyatta, siyasi konularda, hatta tıbbi konularda bunu gayet güzel yapabiliyorlar. 

Yukarıda özetle anlattığımız görüşlerin elbette daha ayrıntılı geliştirilmesi mümkün. Hatta meraklısı bu konuda tez yapabilir, kitap bile yazar. Biz kısaca bu  “durumdan ne vazife” çıkar, onu iki başlık altında özetleyelim: 

Birincisi, toplumda ve basında yaygın olan “mimarın adı yok” tutumuna karşı ısrarlı bir mücadele verilmeli. Özellikle basında çıkan bu tür haberlere gösterilecek tepkilerin yararlı olacağına inanıyorum. Bu kapsamda başka çalışmalar da yapılabilir. Örneğin Mimarlar Odası Ankara Şubesinin başlattığı “Bina Kimlikleri” çalışmasının, güncel tasarımları da içerecek şekilde sürdürülmesi çok yararlı olacaktır.

İkincisi, “mimarlıkla ilgili habercilik / gazetecilik” diye adlandırabileceğimiz ve bizde pek ciddiye alınmayan bir alanda yapılacak çalışmalardır. Bu, belirli bir deneyim ve birikim gerektiren bir uzmanlık alanıdır. Örneğin  ABD üniversitelerinde  “architectural journalism” dersleri bulunduğunu hatırlatalım. Kısmen “mimari eleştiri”yi de kapsayan böyle bir uzmanlık alanının geliştirilmesinde başta Mimarlar Odası olmak üzere mimarlık örgütlerine ve mimarlık okullarına ciddi bir iş düşüyor. 

Notlar

  1. Cumhuriyet Yaşam Eki, sayı:53, 31.12.201, s. 19
  2. http://www.arkiv.com.tr/proje/otel-workinn/2788
Hipergerçek Mekanlar

Hipergerçek Mekanlar

Her Dağ Başında Bir Lahit!

Her Dağ Başında Bir Lahit!