Yolun Yol Değil, Kafansa Çok Karışık

Yavuz Baver Barut

 

Belediye Başkanı: isim  Belediye teşkilatını yöneten kimse

hmmm.. Daha derine inmem gerekecek. 

Belediye: isim  İl, ilçe, kasaba, belde vb. yerleşim merkezlerinde temizlik, aydınlatma, su, toplu taşıma ve esnafın denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan, başkanı ve üyeleri halk tarafından seçilen tüzel kişiliği olan örgüt

 

Öte yandan kendisi:

01.JPG
02.JPG

ve bir  vatandaş:

03.JPG

Birbirini takip eden iki günden iki tweet; birinde yol hizmetiyle gurur duyan başkan diğerinde su hizmetinin eksikliğiyle mağdur olan vatandaş.

Bu yazımda  “Birinin diğerine önceliği var mı?” “kimi kandırıyorsun?” ve “asıl kandırılan kim” konu başlıklarını Ankara bağlamında incelemeyi uygun buldum, yeni yıla yeni sayfalar açabilmek umuduyla…

Şehir ve Bölge Planlama’nın en temel bilgilerini kafamızın bir kenarında tutarak şöyle bir tarama yapalım: Anadolu’nun az nüfuslu illerinin herhangi biri olsun, hadi Ankara’ya da yakın olsun, diyelim ki Çankırı. Çankırılı bir tanıdığınıza hiç görmediğiniz Çankırı’yı sorsanız, nasıl bir yer diye, şehrini tarif etmesini isteseniz ne der? Genelleme yapmaya ,tamam, belki gerek yok ama yüzdesi yüksek, ben çok duydum, cevap 2-3 cümleyi geçebilecek kadar uzunsa özellikle, o cümlelerden biri illa ki “bir tane caddesi var, gerisi de o kadar işte” ye bağlanıyor. O caddenin bir ucu şehre giriş, diğeri de şehirden çıkış zaten. Bir de sahil şeridinden düşünelim, daha basit: “denizi var”. Her zaman için tarihi daha eskiye dayanan da bu ikinci grup olmuş. Biri hareket, biri duruş. Biri bağlayan, biri varılan. Biri yapay, biri doğal. En temel bilgileri kullanmanın tam zamanı: demek ki ilk şehirler, illa ki suyu, artçılar illa ki yolu başlangıç seçmişler kendilerine. Bir şehri ya durak ya da konak olarak iki ana başlıktan birine yerleştirebiliriz böylece.

Ankara’da da durum farklı değilse de mevcut (İstanbulluların deyimiyle “denizsiz nasıl yaşıyorsunuz anlamıyorum”) durumunu daha vahim hale getirmek için özellikle son 16 yılda (rastlantı mı? sanmıyorum) elinden geleni yapan bir yönetime kurban ediliyor. Üzerinde koca koca puntolarla yapım yılı işlenmiş nice üst geçitler, nice alt geçitler, nice viyadüklerle şehrin plan düzlemindeki izi yol, yol, yol olarak okunuyor, giderek kalabalıklaşan, giderek yayasızlaşan bir yordam ile. Bize kalan da araç trafiğini beklemekle, yaya alt/üst geçitleriyle, kaldırımda bile park edenlerin arasından, etrafından dolaşarak sorunu umursamamaya çalışmak oluyor. Yol bir kamusal alan olamaz, yol ulaştırmaya yarayacaktır. Durup, oturup, düşünüp, konuşup sosyalleşerek zaman geçirilebilecek asıl kamusal alan olan meydan tanımına uyacak bir tek meydanı bile bulunmayan bir şehirde,başkentte, hala yeni yollar açılıyor, yine gözlere sokuluyor ve “hizmetinizdeyiz” imajı çiziliyor. Kimi nereye bağlıyorsun? Nerden geliyor, nereye gidiyorsun?

En günceli, ODTÜ arazisinden geçen Ankara Bulvarı - Konya Yolu birleşimi, başkanın adıyla açılmış ancak benim gerçekten kendisi olduğundan derin şüpheler duyduğum (birazdan açıklayacağım) twitter hesabında kutlu zafermiş gibi lanse edildi. 1 gecede 3000 ağaç sökülebildi, belediye ekipleri bile bu sınır tanımazlık karşısında ben oldum delisi olup öğrenciye saldıracak güçte gördü kendini (öyle bir güç kimde olabilirse artık, hep izlediklerinden etkileniyorlar). O zaferin ilanından 1 gün sonra, sabahın 8inde suları kesik bir eve uyandı şehrin merkezinin yarısı. Boru patlamıştı ve tamirat yapılacaktı. Bir hışımla gelip geçen (peh peh peh peh) buldozerlerin kepçesine takılmıştı, tamiri akşama kadar sürecekti. 5 saatte 3bin ağaç, 12 saatte 3 metre boru. İkincisini yapamadılar. Daha uzun sürdü. Demek ki su medeniyet değildi.

Ankara’nın idaresinin vatandaşa bakışı bu şekilde işte, susuz yaşar, zaten yine aynı idare değil miydi 6 yıl önce 15 günden 1 aya kadar uzayan bir sürede bütün şehri susuz bırakacak hataları yapan? Tabi o dönemde de şehrin dış halkasındaki kazalarından birinde, bir çeşmenin başında yapılan röportajda, yerli halktan bir teyzemiz “bizim kızlarımız böyle açık saçık giyindiği için Allah bizi cezalandırıyor, Başkan’ın ne suçu var!?!?” demeciyle asıl sorunun ne olduğunu gayet net bir şekilde açıklamıştı. Aynı kesim, 2003 yılında başkanın meşrutiyet caddesi boyunca sıra sıra dizdiği yaya üst geçitleriyle, meydanın tamamını kaplayan yer altı ağı, Kızılay metro istasyonunun girişlerine kondurduğu yürüyen merdivenleri hizmetten saydırmak ve meşru kılmak adına, beton bloklarla yayaya kapattığı Kızılay meydanı için açılan referanduma, otobüslere doldurulup da oy vermeye getirilmiş, bu sefer de “Kızılay çok güzelmiş” şeklinde yorumlarıyla arşivlere geçmişlerdi.

Ankara’yı 4 dönemlik belediye başkanının elinde kum havuzuna çeviren, yapayım, olmadı yıkarım (bkz. Eskişehir yolu armada karşısındaki yeşil metal yığınının inşa ve yıkım süreçleri- arada hayata geçmiş olduğu bir evre yok) mantığıyla çoğu zaman tutarak, hep karşı taraf olarak, hep itiraz ederek son zamanlarda da en ufak itirazla gelen takipçisini savcılığa sevk ederek yükselen gücün arkasındaki destek bu işte. Değiştirilemez, müdahale edilemez, şekillendirilemez destek.

Ama yönlendirilebilir.

Kendisi olduğundan şüphe duyduğum twitter hesabından örneğin. Şüphemin merkezinde ise yalnız ve yalnızca tweet/dakika oranı var. O kadar hizmeti ne ara yapıyorsun diye sorduruyor insana, paradoks da şu ki, iki tweetten biri yaptığı hizmetleri gösteriyor. Yaptığı diyorum dikkat ederseniz, çünkü her şey kendi isminden paylaşılıyor, halbuki bunu belediyenin adına alınmış hesaplar üzerinden gerçekleştirebilen, hem de gayet güzel şekillerde gerçekleştirebilen idareler de var (bkz. Kadıköy belediyesi).

Sanal ortamı gerçeğe en çirkef yollarla taşıyıp caps lock tuşu “açık” konumunda takılı kalmış gibi, ancak bağlamında bağırmak, yüksek sesle konuşmak, öfke anlamlarına gelen büyük harf kullanımıyla her zaman provoke edip, sonra da “top benim, oynatmıyorum” diyecek o mahallenin sevilmeyen bebesi gibi işine gelmeyince savcı abilerine şikayet eden başkan, en azından şu son haftanın olaylarıyla kendi hükmünden de sual sorulabileceğini anlamıştır herhalde.

Yüzlere gülümseme yarınlara umut olsun diye, “Ankara’nın başı boş kalmayacaktır”ı hatırlatmak için herkesin düşünüp de neredeyse kimsenin cesaret edemediği, yazının başından beri varmaya çalıştığım nokta, o “atara atar”  aynı kanaldan, taze geldi. Görmeyen kaldıysa buradan görsün, inadına sevdiği şehrinin tecavüzcüsünün tir tir titrediği, hırsından yerinde duramadığı asıl kandırmacayla yüreğine su serpilsin, yeni yılı kutlu olsun diye:

04.png

solda: 17 aralık 2013. 3 bakan oğlunun gözaltına alındığı gün

sağda: hemen ertesi