Torun Center Faciası Ardından Bir Derleme

"sistemli bir cinayettir.

son sekiz aydır bir şantiyede taşeron şantiye şefi/proje müdürü sıfatıyla çalışan birisi olarak size sistemi anlatayım; 
bir firma normalde ihale bedeli 100 lira olabilecek bir işi ilişkilerini kullanarak 130 liraya alır. sonra işleri dağıtmaya başlar. bu firmaya iş veren firma denir. (110 lira kredi alınır devlet bankalarından) 
iş veren bu işi 60 liraya x firmasına verir, bu firmaya ana firma denir.
ana firma bu işi parçalara ayırır ve ortalama 40 liraya y,z,t,k,l,m firmalarına verir, bu firmalara taşeron firma denir.
taşeron firma bu işi 20 liraya liraya a firmasına verir, bu firmaya alt taşeron denir.
al taşeron bu işi 10 liraya bir adama verir, adamın şirketi falan yoktur, ekipler kurar, bu adama ekip başı, ya da formen denir.
ekip başı adından da anlaşılacağı üzre ekipler kurar, ekipteki adamlara ortalama 5 liradan iş verir, ekip başı çalışanın sigortasını asgari ücret üzerinden yatırır, geri kalanını elden verir. 
işçilerin sigortası alt taşeron üzerinden yapılır. piramidin üzerindeki diğer firmaların adamları sahaya bile gelmez, belki o da ana firma iyiyse birer göstermelik şantiye şefi bırakırlar başa. 
işin isg bölümünde ise her şey kağıt üzerindedir. aynı anda 10 firmaya bakan isg uzmanı nakış öğretmeni, biyolog, fizik mezunu alakasız bir şekilde evrak işleri sorumlusu olur. bu isg uzmanlarının tm sorululuğu işçilere kağıtlar imzalatıp, yalandan eğitimler vererek piramitteki patronların ve kendisinin 
götünü kurtarma adına taklalar atar. tüm görevi işi kitabına uydurmak ve göt kurtarmaktır. 
130 liradan 5 liraya indik değil mi, aradaki 125 lira nereye mi gitti;
barınma, gidin bakın o işçilerin kaldığı yerlere, ahır gibidir. 
yemek, tüm yemekler adi malzemeden yapılır, bir tek ekmek tazedir, çünkü ekmek hem ucuz hem de karın doyurucudur.
isg ekipmanları, en az 10 yıllık ekipmanlar kullanılır, yalandan bir emniyet kemeri, yalandan bir yaşam halatı kullanılır.
eminim o işçilerin çay saati bile yoktur. çünkü bu sistemde her şey daha çok kazanmak üzerine kurulmuştur.
çalıştığım şantiyede bir çok isg uzmanı var(yüzde doksanı aynı firmanın uzmanları), bizim alt taşeronun da yalandan bir isg uzmanı var, çocuk makine mühendisi, tüm hayali ne biliyor musunuz? şantiyelerde hi-up denilen 35 tonluk vinçlerden alıp piyasaya iş yapmak. ekipler kurum alt taşeronluk yapmak, sistemi şantiyede öğreniyormuş beyim. neyse bu isg uzmanları haftada iki gün toplanıyorlar, ben bizim isg'ci dallamaya güvenmediğimden tüm isg toplantılarına katılıyorum. tüm bu uzman arkadaşların tek derdi kendilerinin ve patronlarının götlerini kurtarmak.
işin daha birinci ayı dolmadan şantiyede isg'nin tepesinde olan mühendis ile muhabbeti kurdum, aslında kafa dengi bir oğlan çocuk. neyse toplantılara katıldım devamlı, nedeni de bu yalloş sisteme güvenmiyordum. 
isg resmen bir tehdit unsuru, işi yetiştiremeyen bir firma mı var, sal üstüne isg uzmanlarını bak nasıl mum oluyor firma. sesini çıkartan işçi mi var, sal üzerine isg uzmanlarını, isg uzmanları resmen tetikçi ve evrak memuru pozisyonunda. 
bir tek şu oldu, o kadar çok gürültü çıkarttım ki, en az beş defa kendi firmama isg üzerine sayfalarca raporlar yazdım, en sonunda işi istifaya kadar götürdüm. en sonunda çok cırlayınca ben işçilere kaza sigortası yaptırıldı, taşeron işçilerin hepsine bir miktar tazminat verilebileceği kaza sigortaları yapıldı. hatta bana gönderdiğim raporlar üzerine fırça bile atıldı, ağzımı hayra açmıyorum diye, taşeron mühendisi kendince dalga geçiyordu, ağzımı hayra açmıyorum diye, raporları gördüm diye imzalattığım anda ise suratının şekli değişti biraz olsun düzelme gösterdi.
tüm başarabildiğim bu kadar oldu.
bu kaza insan hiçe sayıldığı için oldu, çünkü allah kahretsin ki bu ülkede insanların şantiyelerde şantiyedeki printer kadar değerleri yok. her şey az daha fazla kazanmak üzerine, biri azıcık sesini yükseltse adı kötüye döner, o asansörlerin vinçlerin altında bizzat oda sicilli mühendislerin imzası vardır, yüzde bir milyon eminim ki evrak açısından her halt kitabına uydurulmuştur. tüm bu olay sonunda soruşturmada birileri göstermelik cezalar alır, yalandan nutuklar atılır ve her şey sadece üç gün sonra unutulur. ölenlerin yakınlarına üç beş kuruş sus payı verilir. çünkü sistem daha çok kazanmak, ne pahasına olursa olsun, çoğu zaman da can pahasına olsun 
kazanmak üzerine kurulur.

bu yukarıdaki sisteme vahşi kapitalizm denir.

bu ülkeye de yeni türkiye denir. 

işin özeti budur."

Torun Center faciasından sonra bir ekşisözlük yazarı açıkça ortaya koymuş inşaat sektöründe süre gelen taşeronlaşma sistemini. Bu sistem, ne yazık ki, çoğumuzun ancak facialarla tekrar hatırladığı fakat belli bir zaman sonra belleğimizin arka köşelerine sakladığı bir gerçeklik olarak durmakta.

6 Eylül 2014 tarihinde Torunlar GYO'nun eski Ali Sami Yen Stadı alanında sürdürmekte olduğu Torun Center isimli rezidans-ticari kullanımlı yapının şantiyesinde meydana gelen korkunç kaza günlerdir ülke gündemini meşgul etmekte. Aynı Soma faciası gibi yaşanan her facianın ardından tekrar tekrar sorgulanan 'işçi güvenliği', 'iş güvenliği', 'işçi hakları','xxx yönetmeliği', 'yyy sözleşmesi', 'zzz raporu' gibi konulardan bu facianın ardından da çokça bahsedilmekte. O raporladan biri de şantiyeye 24 saat çalışma vizesi veren değerlendirme raporuydu.

"Hazırlanan Değerleme Raporuna göre mevcut hızıyla, projenin 2015 yılında satışa hazır hale geleceği öngörülüyordu.  Rapor tarihi itibariyle projenin yüzde 35’lik kısmı tamamlanmış durumdaydı. Mevcut projenin tamamlanmamış yüzde 65'lik kısmının, 2014 yılında yüzde 70'i, 2015 yılında da geriye kalan yüzde 30'unun tamamlanacağı öngörülmüştü. Bu tahminlere göre de projenin Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı portföyünde yer alabileceği öngörülüyordu. Şirket projeyi ne kadar erken bitirirse kredi olanakları fersah fersah artacaktı. Hesap net buydu.

Ama projenin sözleşme süresi içinde tamamlanması, gayrimenkul piyasasında kredi güveninin korunması için süre kısıtlıydı. Bir de raporda işçi maliyetlerinin giderek arttığı tespiti yapılmışken bu işin içinden çıkılması gerekirdi. 106 bin metrekare inşaat alanına sahip, 40 katlı yapının 2012 yılında ruhsatının verildiği ve işin bitiş tarihinin 1 Ağustos 2014 olduğu düşünüldüğünde, 6 Ocak 2014 tarihli  değerleme raporuna göre işin zamanında yetiştirilemeyeceği ortaya çoktan çıkmış oluyordu.  

Ne pahasına olursa olsun inşaat bitecekti. Çünkü, bu değerleme raporuna göre, projenin tamamlanma oranına göre piyasa değeri  442 milyon liraydı, tamamlandığındaki piyasa değeri ise 1.5 milyar lira civarında olacaktı.  2014 yılına kadar 47 milyon dolarlık inşaat maliyeti tespit edilmişti. Tüm maliyetler çıktıktan sonra ise Torunların net karı olarak tamamlanmış kısmına göre 350 milyon dolar olacağı hesaplanmıştı.Yapılan mağazaların metrekaresinin 7000, konutların ise 5000 dolardan değerlendiği düşünüldüğünde yapılacak tek bir şey kalmıştı. Gece gündüz çalışmak. Zamanı durduramayacaklarına göre, yirmi dört saat çalışılacaktı."

 

Hürriyet'te yayınlanan infograik de ülkemizdeki iş güvenliği sisteminin gerçekliğini ortaya koyuyor:

Facianın ardından işçi güvenliği ve işçi hakları üzerine açılan tartışmalara ek olarak mimarlık-planlama-tasarım alanlarında da 'kamu yararı', 'kamusal alan'  ve 'kentsel talan' gibi konular tekrar gündeme geldi. Kent belleğinde önemli bir yeri olan Ali Sami Yen Stad'ının kamusal bir alan olmaktan çıkıp korunaklı ve homojenize bir alana dönüştürülüyor olması gerek projenin içinde yer alan her türlü tasarımcının gerekse bu tarz başka projelere imza atan diğer günümüz tasarımcılarının eleştirilmesine neden oldu.

"...Binaların, plazaların ve E-5 viyadüklerinin arasında, yeşile ve kamusal alana en uygun alanlardan biri olarak bölgedeki nefes alınabilecek tek hücre, toplumun ¬A+ olarak adlandırılan üst sınıflarına konut olarak tahsis edilmiş bulunuyor. Böylece, stadyum gibi kamusal bir alanın yerine yine kamusal bir çözüm düşünmek gerekirken; yeşile uygun tek alan yine üst sınıflara kaymış oluyor. Bu duruma pes dememek elde değil. Belki haberiniz vardır; geçtiğimiz günlerde basına yansıyan haberlere göre, bu inşaat faaliyeti iptal edilme olasılığıyla karşı karşıya.

Quasar, aynı zamanda, mimarlığın son dönemde parlayan yıldızı Emre Arolat'ın imzasını taşıyordu. İstanbul hızla betonlaşırken, rant üstüne rant savaşı verilirken, birçok önemli projede bu mimarın adını görmek bizleri artık şaşırtmıyor. Zincirlikuyu'daki devasa Zorlu Center da yine aynı mimara ait.  Son yılların en star mimarı kuşkusuz o. En son minimalist tavrıyla büyük ilgi gören, hatta Cüneyt Özdemir'e göre “ateistlere bile iki rekat kıldıracak zen huzuru” olan Sancaktar Camii’yle Dünya Mimarlık ödüllerinden birini daha kapmış oldu. Ağa Han Ödülü’nü de alan Arolat’ın Minicity Model Parkı projesi, 2005 yılında, Mies van der Rohe Avrupa Ödülleri kapsamında seçilmiş projeler arasında yer almıştı. Arolat, 2004 yılında "Proje" dalında, 2002 yılında "Yapı" ve "Proje" dallarında, 1992 yılında da "Yapı" dalında olmak üzere toplam 4 adet Ulusal Mimarlık Ödülü, 2000 yılında ise Tepe Mimarlık Kültürü Vakfı'nın "Mimarlıkta Yeni Arayışlar Ödülü"nü kazanmıştı.

Akla şu soru gelmiyor değil: Kentin elden gitmesi, sermayenin bu alanı yutmaya çalışması ve Gezi’yle ortaya çıkan kentsel direniş tartışılırken; örneğin Emre Arolat gibi yaratıcı mimarlar neden tartışılmıyor? Bana göre, bu kent elimizden alınırken Arolat'ın yaratıcı çizgileri bir dönem için iyi bir belge olacaktır. Bu mimarlar hiç mi tartışılmayacak? Girişim özgürlüğü ya da işin sahibi başkaydı mazeretiyle savuşturulacaklar mı?

Kent, büyük bir hızla kamusal olandan çalınıp, sermayenin boyunduruğuna girerken tuhaftır ki mimarlığın kendisini tartışmıyoruz bile. Özellikle de TMMOB'un bu ülkedeki nadir siyasal odaklardan biri olduğu, hatta bazen bir siyasal partiden bile daha etkili olduğu bir dönemde, mimarlığın kendisini tartışmak sadece meslek yayınlarının çerçevesinde kalıyor. Beton, rant, soylulaştırma ve AKP ilişkisi, mimarlığı tekrar düşünmek için bizlere acil sinyaller veriyor."

Kaynaklar:

https://eksisozluk.com/entry/45519169

http://www.evrensel.net/haber/91391/torunun-insaati-erken-bitsin-diye-24-saat-calisma-izni-verilmis.html#.VA6jZ_l_tI7

http://www.arkitera.com/haber/22710/torun-center-insaatinda-10-isci-hayatini-kaybetti

http://www.sanatatak.com/view/Tasarim-ve-Suc/598