İyimser Ve Karamsar Yorumlar: Son Şube Genel Kurulları ve Mimarlar Odası

Arif Şentek

Mimarlar Odası şubelerinde genel kurullar tamamlandı. Oda üyelerinin yaklaşık %70’inin kayıtlı olduğu Ankara, İstanbul ve İzmir şubelerinde yapılan genel kurullar daha önceki dönemlere göre “sakin” geçti ve seçimlere tek listelerle girildi. Genel kurullar sonrasında şubelerde yeni yönetimler genel olarak bir önceki dönemin devamı diyebileceğimiz yapıda oluştu. 

Özünde “muhalif” bir kimlik taşıyan Mimarlar Odasında yaşanan “muhalefetsiz” ortam üzerine farklı değerlendirmeler, yorumlar yapılabilir ve yapılıyor. 

En karamsarından başlayalım: “Oda ve benzeri örgütlenmeler artık günümüzde işlevlerini yitirmiştir. Yasa gereği varlığını sürdürmektedir. Zaten iktidar Odaların yetkilerini budamıştır, yakın bir tarihte de daha kökten müdahalelerde bulunacaktır.”

Bu türden yorumu daha keskin bir siyasal söylemle dile getirmek de mümkündür: “Gezi direnişi her türden alışılmış örgütlenme biçimlerinin nasıl aşıldığını göstermektedir. Şimdi dikey değil yatay örgütlenme zamanıdır. Zaten Odalar faşist Mussollini İtalya’sından miras korporatif bir devlet anlayışının ürünüdür. Dolayısıyla devletle bağımlılık ilişkisi içindedir ve Bu yapısıyla Odalar bir direniş örgütü olamaz.

Bugüne kadar Odalarda izlenen politikaların olumsuzluğunu ileri sürerek başka karamsar yorumlar getirenler de olabilir. Hatta meslek sorunlarıyla değil siyasetle uğraşıldığı için Odaların işlevlerini yitirdiği, üyeleriyle bağlarını kopardığı iddia edilebilir. Bu arada yıllardır tekrarlanan eleştiriler yine söylenebilir. Örneğin “Oda aidat almanın dışında bir şey düşünmüyor. Bana bir yararı olmadı bugüne kadar” diyenler de olabilir. 

Gelelim iyimser yorumlara. Sakin geçen ve katılımın sınırlı sayılarda kaldığı genel kurullara ilişkin iyimser görüşleri şöyle özetleyebiliriz: “Üyeler Oda yönetimlerinin çalışmalarını, izledikleri politikaları onaylamaktadır. Dolayısıyla bir muhalefet oluşmamıştır. Üye çoğunluğu geçmiş dönem yönetimlerine sessiz bir destek konumunda kalmayı tercih etmiştir. Muhalif tarafların olmayışı ve tek liste ile seçimlere gidilmesi nedeniyle katılım sınırlı kalmıştır.”

Öte yandan ülke genelinde yaşanan politik gelişmelerin Oda içinde yapılacakları önem açısından ikincil bir konuma getirdiği ve dolayısıyla şimdi yapılacak en doğru hareketin en geniş birliği savunmak olduğu söylenebilir.  

Ankara Şubesi genel kurulunda dile getirilenlere, genel kurul sürecinde yaşananlara baktığımızda iyimser yaklaşımların ağırlık kazandığını görüyoruz. Özellikle geçen dönem gerçekleştirilen Şube çalışmalarının yoğunluğu, çeşitliliği, sürekliliği ve kitleye ulaşmaktaki başarısı karşısında çoğu kişi “bu iş ancak bu kadar yapılır” demiştir. İnanıyoruz ki yeni dönem çalışmaları, aynı yaklaşım ve heyecanla ve daha geniş bir üye katılımıyla sürecektir. 

Kuşkusuz günümüz gerçekleri açısından Mimarlar Odasına ilişkin, bu yazının sınırlarını aşan daha geniş kapsamlı değerlendirmelere ihtiyaç vardır. Bu arada karamsar dediğimiz türden yorum ve eleştirilerin de belirli gerçeklikler içerdiğini ve gözden uzak tutulmaması gerektiğini eklemeliyiz. Önemli olan, geleceğe inancımızı yitirmeden, karamsarlığı yok edecek bir eylemliliği sürdürmektir.