"Gelenekten Geleceğe": İlhan Tekeli ile "Mülakat"

“Gelenekten Geleceğe” dergisi üç aylık bir dergi ve bir yıldır yayınlanıyor. Dergi, Türkiye’de kültür, sanat ve düşünce alanında günümüz siyasal iktidarına paralel ‘yeni muhafazakâr” bir çizgiye ilişkin söylemleri geliştirmeyi hedeflemiş. Derginin geçtiğimiz yıl yayınlanan 4. sayısının konusu “mimarimiz” olarak belirlenmiş. 

YTÜ Mimarlık Bölüm Başkanı Nuran Kara’nın editörlüğünde hazırlanan sayıda İlhan Tekeli ile yapılan geniş bir “mülakat” (derginin adlandırması öyle) yer alıyor.  “Yaşam Alanının Düzenlenmesi Olarak Mimari” başlığı ile verilen “mülakat”ta İlhan Tekeli’nin anlattıkları kuşkusuz önemli. Ama öncelikle kendisine yöneltilen sorular ve yorumlara bakmanızı öneririz. 

Selman Kesgin’in ve Ertuğrul Çağrı Korkmaz’ın sorularını ve sorularına ekledikleri yorumları özetleyerek ve ara başlıklar ekleyerek aşağıya alıntılıyoruz. İsterseniz önce bu soru ve yorumları okuyun ve İlhan Hoca’nın ne yanıtlar verebileceğini tahmin edin, sonra da “mülakat”ın tamamına bakın: 

Siyasetin Mimariye Müdahalesi

  • Hocam, güncel olarak çokça tartışılmakta olan mimarî ve siyaset ilişkisinden başlayarak, kendi mimarî çizgimiz ve hikâyemize, oradan şehirleşme meselelerine uzanan bir söyleşi olsun istedik. Siz, siyasetin mimarîye müdahalesi meselesine nasıl yaklaşıyorsunuz?
  • Hocam bu ‘erken aydınlanan’lar, Doğu ve Batı arasında kesin bir tercih yapıyorlar, yani Batı’yı tercih ediyorlar. Bu durumda biz, aydınlandık mı, modernleştik mi, yoksa batılılaştık mı?
  • Peki tek bir tip modernleşme mi var hocam?... II. Abdülhamit de Anadolu’da okullar yaptırmıştı.
  • Güzellik yargısının içerisinde sadece nesnel estetik yok. O kadar çok öznel vs. etken var ki, bunlar arasında siyasi görüşlerimiz bile var. Bu ikisini birbirinden ayırırsak, güzellik yargısında siyasîlerin de bir tercih hakkı olmalı diyebiliriz.

Çevreye Müdahalede Uzlaşı Aranmalıdır

  • Bir yerde yaşayan insanlar için manevî anlamı olan, belki o insanların çocukluğundan kalma hatıralarla değerlenen, o hatıralarda karşılık bulan bir takım çevre unsurları var. O insanların o çevre unsurları üzerinde hakları var. Onları oradan koparıp aldığınız zaman onlara sahiplenen insanlara saygısızlık yapmış, haksız bir müdahale yapmış oluyorsunuz.
  • Kızılay, Atatürk bulvarı üzerindeki bütün binaların kaplamalarla aynı tarza dönüştürülmesi projesinden haberimiz olduğu anda biz de tepki gösterdik. Çünkü her şeyden önce bunda dürüstlük ve samimiyet yok… Ama şu olabilir… bir anket sonucunda herkes o cephenin kaldırılması, o binanın yıkılması veya her ne yapılması gerekiyorsa ona onay verirse olabilir. Bu karar, estetik kurulun ve halkın bir uzlaşı içerisinde alabileceği bir karar olmalı.
  • Binanın ön cephesi hariç tamamını yıkıyorlar… Çünkü hem artık binanın ayakta duracak hali kalmamış, hem de yeni işlevlere uygun değil. Yerine yepyeni, son teknolojinin kullanıldığı bir bina dikiyorlar ama o tarihî cepheyi de ona bir yüz olarak koruyorlar. O tarihi cephe o yeni binaya tutunarak kurtulmuş oluyor… Bunda bir dürüstlük de var, yani her şey olduğu gibi görünüyor. 

Üslup Tercihi ve Ankara'dan Üç Örnek

  • Dedik ki, bir hikâyesi, bir geçmişi, bir müellifi olan yapıların cephelerine müdahale etmek yanlış. Güzelse de çirkinse de o bizim hikâyemiz. Peki ya, yeni kamu binaları ne olacak? Az önce dediniz ya, siyasîler meselâ bir okul binası yaparken bile onun içine yedirilmiş bir estetiğe de karar vermiş oluyorlar. Yeni yapılacak binalar için bir üslûp tercihi söz konusu olamaz mı? 
  • Meselâ İncek tarafında karşı karşıya duran iki özel kolej var. Bir tanesi; alüminyum, cam, kompozit kaplama vs. malzemelerin, kavisli hatların falan kullanıldığı modern bir bina. Yerel bir kimliği yok. Onun tam karşısındaki diğer kolejin girişi ise tamamen postmodern ve Yunan mimarîsi… Yunan sütunları, saçaklık, alınlık vs. konulmuş. 
  • Üçüncü olarak da farklı bir örnek vereceğim: Gazi Üniversitesi’ne komşu, eski bir imam hatip lisesi var, oraya yeni bir bina yapıldı ve o da Selçuklu ve Osmanlı mimarîlerine atıfta bulunan bir tarzda tasarlanmış. 
  • Şimdi bunların üçü de farklı tarzlarda ve kimliklerde fakat tarafsız bir estetik kurul bunların üçünü de güzel bulabilir. Fakat yine de bazı insanlar, Yunan mimarîsi istemeyebilir. İnsanların böyle bir tercih özgürlüğünün olması gerekir ve bu tercihlerini demokratik yollarla siyasî iradeye de yansıtabilirler.

Siyasi İktidar Bir Üslup Tercihi Yapmayacak Mı?

  • Hocam bu konu da gündemi çok meşgul etti. Siyasi iktidar adliye saraylarında mesela Selçuklu mimarisini talep ediyor, Taksim Meydanında topçu kışlasının yeniden inşasına taraf oluyor veya Çamlıca Camiinde Osmanlı üslubunu talep ediyor. Bunlar yeni binalar ve kamuya mal olan binalar. Ve neticede bu siyasi iktidar bir yetki almış. Az veya çok, ama kendisini iktidara getirecek büyüklükte bir kesimin oyunu almış. Bu üslûp tercihlerinde siyasî iktidarın yanlışı nerede?
  • Meselâ Atina’da belediye başkanı veya başbakan klâsik Yunan mimarîsi tarzına yönelik bir tercihte bulunamaz mı? … Türkiye’de de yerel yönetimlerin yahut da siyasi iktidarın, klâsik Osmanlı mimarîsi tarzını tercih etmesinin ne sakıncası var?

Orta Yolu Nasıl Bulalım 

  • Biz şimdi binalarımızın bir kimliği olsun diyerek öyle yapsak neo-Osmanlıcı, neo-Selçuklucu olmak gibi dünyada çoktan terk edilmiş ve artık iyi gözle bakılmayan bir takım anlayışlara sapmış olacağız... Diğer taraftan tamamen evrensel ve uluslararası bir mimarî yapsak o da kimliksizlik oluyor. O da kötü. Peki, sizce burada orta yolu nasıl bulmak lazım?
  • Hocam Türk mimarisinin gelişimini özellikle cumhuriyet sonrası dönem açısından nasıl değerlendiririz? Yerli mimarların bu gelişmelerdeki pozisyonu nasıldır? Kimlik problemi doğrultusunda, hem modern zamanı yaşayıp hem de geleneksel dokuyu bir arada tutmayı bundan sonra nasıl başarabiliriz?

Söyleşinin Tamamı ve Diğer Yazılar

İlhan Tekeli’nin yukarıdaki sorulara ve yorumlara verdiği yanıtlar için söyleşinin tam metnine derginin web sitesinden ulaşabilirsiniz (http://www.gelenektengelecege.com/ilhan-tekeli-ile-mulakat/) Derginin bu sayısında şu yazıları da bulabilirsiniz:

  • Nuran Kara ile Mülakat – “Dünden Bugüne İstanbul Mimarisi”
  • Ertuğrul Çağrı Korkmaz, “Mimarimiz, Sanatımız, Üslûbumuz ve Camilerimiz Üzerine”
  • Sevcan Güleç, “Mekan ve Mimari Üzerinden Bir Mimari Okuması”
  • Hasan Bacanlı, “Hangimiz Daha Güçlü, Mimari mi, Biz mi? 
  • Ali Değirmenci, “Topkapı Sarayı ve Mimari Özelikleri”
  • Mahmut Babacan, “Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Eserlerinde Şehir ve Mimari”
  • Metin Şenbil, “Taksim Yayalaştırmasının Çileği”