Çapulcuların İsyanı

Mutlak Toz Blog’tan

601017_514049035329172_954522108_n.jpg

Bütün bu toz dumanın açığa çıkardığı çok şey var.

Biri -ve belki en önemlisi- de etik ile ahlakçılık arasındaki çatışmadır sanırım. Bir yandan meydanda söylemler, sesler ve renkler birbirine karışıyor, öte yandan egemenliğin söylemiyle direnenlerin sesi derinleşerek karşıtlaşıyor.

Felsefede kavramsal olarak ahlak ile etik arasındaki ayrımı koymak zor olabilir. ahlakçılıkla ahlak arasındaki ayrımı da. Oysa, iki haftadır gerçekleşenler, sadece bu ayrımları belirginleştirmekle kalmadı, ahlakçılık biçimine bürünen ahlak ile  etik arasındaki politik çatışanın uzlaştırılamaz doğasını da netleştirdi. yüz yüze gelenlerle yüzsüzleşenler arasındaki politik bir ayrım olarak.

Politik doğruculuğun en çirkef biçimleri -çatışmanın şiddeti oranında derinleşerek- tam da böylesi zamanlarda ortaya çıkıyor kaçınılmaz olarak. ve sorun yalnızca erdoğan’ın dili değil. İktidarın şiddetini kitlenin şiddetiyle, göstericilerin kaba sabalılığını başbakanın saldırganlığıyla, agorayı işgal eden çapulcuların küfrünü egemenlik sultasının hobbinliğiyle, kitlenin sarhoşluğunu iktidar sarhoşluğuyla  eşitleyen, bu eşitleme üzerinden kendi ahlaki ve siyasi duruşunun açıklamasını üreten zihniyet de, ahlaklı olduğu ölçüde etik-dışı olan bir politikliğin üreticisi  oluyor. analizcileri ve açıklayıcılarıyla birlikte hayli hararetli ve hırslı bir “iktidar blogu” söz konusu.

İslamcı-muhafazakar entelektüellerin -yandaş medya köşelerinden kişisel internet sayfalarına kadar-  çoğunluğun gücüyle doğallaşmış “organik aydınlar” haline gelişi de, bir süreç olarak nihayetine eriyor, tamamlanıyor. Tam da, iktidarı da eleştiriyormuş gibi görünen bir dil aracılığıyla egemenlikle özdeşleşmiş olmalarından dolayı.

Şaşırtıcı örneklerle dolu hazin bir süreç bu.

Aynı zamanda da, bayağılıkta sınır tanımayan bir tiksidiriciliğe sahip. çeşit çeşit örnekleri var bunun, farklı düzeylerde ortaya çıkabiliyor ve fakat sonunda aynı şey  söyleniyor. Bu bayağılıktan ne kastettiğimi yusuf kaplan’ın zihniyetini -bugünkü “zihin açıcı” yazısı dolayısıyla- işaret ederek örnekleyebilirim.

Sadece devlet terörünün yoğun gaz saldırısından dolayı değil, o gaz kütlesinin içinde bu türden organik aydınların muktedirlere cila çeken politik analizleri ve o analizlerle temellendirdikleri entelektüel ahlakçılıklarıyla da zehirleniyoruz. ahlakçılığın etik olanı boğması anlamına geliyor bu, ama elbette yok edebilmesi anlamına değil.

Politik olanın tanımını değiştiren bir ‘olay’ gerçekleşti “taksim direnişi”nde. Henüz kendi diline ve kavrayışına sahip değil belki, ama geri alınamaz bir olay olarak gerçekleşti. Gaza boğulmuş meydanın kendisi, bizzat bu haliyle, “haysiyet” ile “zillet” arasındaki politik karşıtlığı işaretliyor. aynı zamanda da, etik olanın ahlakçılıkla savaşımını.

Muktedirlerin, polis teşkilatı ve entelektüel gaz sıkıcılarıyla birlikte meydandakileri alt edeceklerini, çapulcuları yene-bile-ceklerini kabul etmek gerek. Ancak, şimdi bir kez açığa çıkan şey -benjamin’in “tarih tezleri”ni hatırlayarak söyleyebileceğimiz gibi- yenilebilirse de yok edilemez. hakikat geri alınamaz.

Source: http://mutlaktoz.wordpress.com/2013/06/12/...