Categories


Authors

Dershaneden Okula Dönüşüm: Eğitim Sisteminin Evrilmesinde Yaşanan Tartışma Üzerine Bir Kaç Not

Dr. Ali Tolga Özden

Araştırma Görevlisi, Süleyman Demirel Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Uzun yıllardır ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygulanan sınav sistemleri ile bu sitemlerin yarattığı dershane yapılanması tartışma konusudur. Okullara alternatif hale gelen dershane eğitimi neredeyse her velinin ve dolayısıyla her öğrencinin vazgeçilmezi haline dönüştürülmüştür. Sistemin aksayan yönleri ile gerçekten öğrencilerin gelişimi açısında ne kadar yetersiz bir yaklaşım olduğu da bilinmektedir. Ancak sınav sisteminin özellikle son yıllarda sürekli değiştirilmesi, bir de buna ilave olarak geçtiğimiz yıl 4+4+4 sistemi gibi eğitim sistemini temelden etkileyecek bir modelin uygulanmaya başlanması eğitim model ve yaklaşımlarının daha fazla tartışılmasına neden olmuştur.

Tüm bu tartışmalar ışığında siyasi iktidarın ve milli eğitim ile ilgili bakanlığın yeni yaklaşımı zaten son derece aksayan ve sağlam olmayan temeller üzerine oturtulmuş olan sınav sistemi ve buna bağlı dershanecilik yapısının bütünüyle ortadan kaldırılmasına yönelik olmuştur. Bu noktada okul eğitimine önem verileceği izlenimi yaratılmaktadır. Ancak haksızlıklar ve eşitsizlikler içeren mevcut sistemin yerine konulacak yeni yaklaşımda dershaneler tamamıyla kaldırıl(a)mamakta ve bu yapının özel okullara dönüştürülmesi planlanmaktadır. İşte burada çok önemli bir takım ayrıntılar atlanılmaktadır.

Her şeyden önce mevcut dershanecilik sisteminde bu yapılanmalar satın aldıkları ya da kiraladıkları bir takım binalar içerisinde oluşturulmaktadırlar. Bu yapılar daha çok apartman yapıları ya da iş hanları içerisinde kiralanan katlar şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Dershanecilik eğitiminin temel hedefi de öğrencilerin ilgili sınavlara hazırlanması üzerinden kurgulanmakta ve buna göre bir eğitim verilmektedir. Dolayısıyla kapalı sınıflar içerisinde sadece ilgili derslerin verildiği ve daha çok sınav sorusu çözme-yanıtlama anlayışı üzerinden tek taraflı bir bilgi aktarımı şeklinde yürütülmektedir. Bu yaklaşım aslında sanayi devrimi sonrası yoğun biçimde kullanılan ve öğretmen-öğrenci ilişkisini tanımlayan, deney yapmaktan ve araştırmaktan uzak duran, dogmatik bir bilgi aktarımı yaklaşımıdır. Bilgi çağı ile birlikte hızla terk edilen bu eğitim yaklaşımı maalesef ülkemizde henüz daha sıkı sıkıya takip edilen bir sistemdir. Böyle bir anlayışın hüküm sürdüğü sistem içerisinde dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi bu yapıların hem fiziksel hem kültürel hem de sosyolojik açıdan değerlendirilmesi gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. 

Okul kelimesinin tam karşılığı, sadece içerisinde sınıfların olduğu ve sıralar üzerinde öğrencilerin belirlenen dersleri aldığı bir yapı olarak düşünülmesi artık çağımızda da mümkün değildir. Okul kavramı aslında bütüncül değerlendirilmesi, planlanması ve tasarlanması gerekli hem fiziksel, hem sosyo-kültürel hem de yönetimsel birçok bileşeni içerir. Bu anlamda okul eğitimi özelinde ve eğitim kavramı genelinde hedeflenen mevcut değerlerin, bilgi ve kültürün gelecek nesillere geliştirilerek aktarılabilmesidir. Bunu yaparken de aktarılacak olanın nasıl aktarılacağı yani yöntemleri de hem geliştirilmekte hem de gelecekte uygulanacak yöntemlere temel olacak şekilde aktarılmaktadır. Dolayısıyla okul sadece ders eğitimi veren ya da bilginin tek yönlü aktarıldığı bir kurum değil öğrencilerin günlük hayatlarında ve gelecek yaşamlarında kullanabilecekleri birçok bilgi ve tecrübeyi hem teorik hem de uygulama anlamında deneyimleyecekleri, entellektüel düşünce ve eleştirel bakış açısının önemli oranda temellerinin atıldığı yerler olarak düşünmek gerekir. Öğrenciler bir yandan bilgiye ulaşırken bir yandan da bu bilgiyi dünyada olup bitenler ile harmanlayarak analiz etme, anlama ve geliştirme yetisi de kazanabilmelidir. Tüm bunları da ancak bütüncül bir planlama ve uygulama ile gerçekleştirmek mümkün olacaktır.

Bu anlamda, okul kavramı hem fiziksel hem de sosyo-kültürel özellikleri ile bir bütündür. Öğrencilerin spor faaliyetlerini gerçekleştirebilecekleri alanları (hem açık hem kapalı), öğrendiklerini uygulayarak deneyimleyecekleri labaratuvarları, hem bilgi hem de sosyo-kültürel birikimi sağlayabilecekleri araştırma merkezleri ve kütüphaneler, güzel sanatlar konusunda kendilerini geliştirebilecekleri atölye (işlik) ve salonları, sosyal etkileşim ve paylaşımı sağlayabilecekleri açık ve kapalı mekânları olmayan bir okulda sadece mevcut dersleri öğrenerek kapalı mekânlar içinde geçirecekleri süre ne kendi entellektüel gelişimleri ne de çevrelerinin gelişimi için bir katkı sağlayamaz. Günümüzde bilgiye ulaşmanın yanında doğru bilgiye ulaşmanın ve hangi bilginin doğru olduğunu anlamanın da tartışıldığı, internet kullanımının tüm toplumun vazgeçilmezi olduğu da bir gerçektir. Dolayısıyla eğitim ve bilgi aktarımı aslında sadece bilginin öğrenilmesi ya da geleceğe aktarılması yanında kültürel ve davranışsal gelişimin oluşturulması ve aktarımı için de son derece önemli görülmektedir.

Geleneksel eğitim model ve yaklaşımlarından "hayat boyu öğrenme" yaklaşımına evrilen dünyadaki anlayışı takip etmesi gereken milli eğitim yapılanması dershaneden okula evrilme sürecini bu anlayış ile nasıl birleştirebilir önemli bir tartışma konusudur.

 

Buna göre, mevcut dershane yapılarının okullara dönüştürülmesi fikri bütüncül bir bakış açısı içerisinde değerlendirilmeli, bu yapıların fiziksel kapasiteleri söz konusu edilen okul kavramının bütünselliğini ne ölçüde karşılıyor öncelikle ele alınmalıdır. Ankara gibi büyük şehirlerde kent merkezlerinde ve hatta banliyölerde apartman yapılarını dolduran dershaneleri hem fiziksel hem de düşünsel anlamda okul kimliğine dönüştürmek gerçekten eğitim sistemi için bir EVRİLME midir? Bu konu çok büyük soru işaretleri taşıyan ve sağlam bir planlama gerektiren uzun bir süreci işaret etmektedir. Çağımızda değişen ve dönüşen bilgi aktarımı yol ve yöntemleri aslında birçok anlamda okul yapılarının da fiziksel kurgusunu etkilemektedir. Geleneksel okul binası hızla evrilirken biz mevcut dershaneleri hem de mevcut fiziksel kapasiteleri ile okula dönüştürmeye çalışırsak ortaya çıkan manzara eskisini de aratır hale gelebilir. Bu sebeple eğitim ve sınav sisteminde yapılmaya çalışılan ile bu bağlamda dershaneleri okula dönüştürmeyi hedefleyen yaklaşım hassas ve detaylı bir çalışma ve planlamanın ürünü olmalıdır. Aksi durumda son iki yıldır 4+4+4 sisteminin ortaya çıkardığı ve birçok eğitmen ve psikolog tarafından "travmatik" sonuçlar doğurabilecek olumsuzluklara neden olduğu düşünülen sorunlara benzer olumsuzluklar ile karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır. Öğrencilerin tüm mekânlarda zincirlerini kıracak ve çevreye, doğaya duyarlı paylaşımcı ve eşitlikçi, düşünen insanların yaşadığı bir dünya oluşturmak için sahip olmaları gereken entellektüel birikim için temel adımlar okul çağında atılmaktadır. Mevcut sistemi bu ihtiyaçlar doğrultusunda evrimleştirmek en önemli hedef olmalıdır. Yoksa geçici ve popülist yaklaşımlar ile siyasi ve ekonomik rant elde etme yaklaşımları altında alınacak kararlar daha öncekilerin uğradığı başarısızlıklara uğramaktan öteye gidemeyeceği gibi toplum içerisinde de tamir edilmesi güç hasarlara neden olabilecektir. Bu dönüşüm eğitimde bir EVRİLMEYE değil belki daha çok DURAĞANLIĞA ya da TIKANMAYA neden olacaktır. Dershaneden okula evrilme gerçekten toplum içerisinde yoğun bir biçimde tartışılması gereken ve hem planlama hem de mimarlık disiplinlerini de son derece yakından ilgilendiren bir konudur. Geleceğin aydın ve düşünen bireylerini yetiştirmek için daha fazla kaybedecek zaman olmadığı da çok açıktır.

Su Süzgeci Binası (Filtre İstasyonu) Yıkıldı

Su Süzgeci Binası (Filtre İstasyonu) Yıkıldı

Başka Bir Mimarlık İçin: Farklı Örgütlenme Örnekleri-5 ‘Forum’lar, Yeniden!