Sabih Kayan ve Sönmez Apartmanı

ANKARA’DA SİVİL MİMARİ BELLEK (1)
Dr. Umut Şumnu (2)

Adolf Loos, 1910 tarihli, sıklıkla gönderme yapılan Mimarlık adlı metninde, “mimarlığın çok ufak bir bölümünün sanatla ilişkisi olduğundan” ve, “ yalnızca mezar ve anıt gibi mimari yapıların sanatla ilişki kurduğundan” söz eder (3).  Loos için, bir ‘içerisi’ olmayan ve sadece ‘dışarıdan’ deneyimlenen bu yapıların dışında sanat ve mimarlık arasındaki ilişki sonsuza kadar koparılmalıdır. Loos’a göre, sanat ve mimarlık birbirlerinden tamamen farklı, hatta karşıt kabul edilmesi gereken niteliklerdir: Ona doğrudan bir ihtiyaç olmaksızın, yalnızca sanatçının kişisel meselesi sonucu açığa çıkan sanat yapıtının tersine, bir iç mekan- özellikle de bir ev- bir gereklilik sonucu ortaya çıkmıştır (4). Loos’un bir işlevi yerine getiren her şeyin sanatın alanının dışında kalmasının altını çizen ve bir anlamda ‘dışarıdan bakışı’ önemsizleştiren, ikincilleştiren - hatta daha da önemlisi soysuzlaştıran (5)-  konumu en açık haliyle Beatriz Colomina’nın, Mahremiyet ve Kamusallık adlı kitabında göze çarpar (6). Colomina, ‘dışarının mimarı’ diye nitelendirdiği Le Corbusier ile ‘içerinin mimari’ diye nitelendirdiği Adolf Loos’u karşılaştırdığı İçerisi adlı bölümde Loos’un şu sözlerine yer verir: “Medeni bir insan dışarıya bakmaz” (1996:85). Ek olarak, Colomina Loos’un pencereleri normalde olduğu gibi dışarıya bakılmak için tasarlamadığını da söyler (1996:75). “Sadece görebildiği sürece yaşamda kalacağını” (7) söyleyen Le Corbusier’ın aksine dışarının ve dışarıdan bakışın Loos’un mimarlığında en ufak bir değeri yoktur: Loos’un mimarisinin dış yüzeyleri iç mekan için yalnızca basit birer kaptırlar (8). Bir iç mekan- özellikle de bir ev- dışarıdan bakıldığında ketum olmalı, tüm zenginliğini içeride sergilemelidir.

Peki Loos’un mimarisinin bezemesiz, sanatla ilişkisiz olduğu, söylenebilir mi? Loos’un teorik metinlerinde ortaya koymaya çalıştığı keskin yapı/bezeme, içerisi/dışarısı ikiliklerine, bezemenin(dışarının) yapıya(içeriye) ikincilliğine, bezemenin yapının algısına zarar veren bir ‘ek’ olma durumuna, rağmen bezemenin tamamen ortadan kalktığı bir yapı düşünülebilir mi? Eğer bir yapıdan söz ediyorsak, kaçınılmaz olarak bir bezemeden de söz ediyor olmaz mıyız? Yapma eylemi bezeme eyleminden ayrılabilir mi? 

Bu noktada, Loos’un teorik metinlerindeki radikal çıkışına rağmen bezemeyi ortadan kaldırmayı amaçlamadığının ve  ‘suç’ saydığı bezemenin belirli bir tür bezeme olduğunun altı çizilmelidir. Loos için ‘ahlaksız’ ya da ‘soysuz’ olan bezeme, yapısal olmayan ya da yapıyla ilişkilenmeyen bezemedir. Bu türden bir bezeme mekanın ‘özgünlüğünü’ bozar, onu diğer mekanlara benzetir, ve daha da önemlisi, mekanın ‘bireyselliğini’ elinden alır. Loos’ a göre, “Kural şudur: kaplama malzemesiyle kapladığı malzeme arasında bir karışıklığa meydan vermeyecek şekilde çalışmalıyız” (1982: 62). Bu kapsamda, Heynen’in de vurgu yaptığı gibi, yapı ve bezeme, iç ve dış arasındaki ilişki bir karşıtlık anlamına gelmez; tersine “bir maske olarak fark edilebilen bir maskenin dikkatli inşasını içerir” (1999:110) (9).         

Bu noktada mimar- dekoratör-ressam Sabih Kayan tarafından 1957 yılında tasarlanan , Güven Mahallesi (4433 ada 20 parsel) Güneş Sokak 17 numarada bulunan, Sönmez Apartmanı, yapı ve bezemenin eşsiz bir şekilde bir araya geldiği, bezemenin yapının özgünlüğünü ve bireyselliğini arttıracak şekilde kullanıldığı çarpıcı bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır (Resim 1).

Resim 1: Yapının fotoğrafları

Resim 1: Yapının fotoğrafları

Sabih Kayan, 1944 yılında Zürih Yüksek Mühendis Mekteb’nden (ETH, Eidgenössische Technische Hochschule) mezun oldu. Meslekteki ilk yıllarını Zürih’te Dr. Roland Rohn atölyesinde geçirdikten sonra ülkeye döndü ve Ankara’da Paul Bonatz yönetimindeki Devlet Tiyatrosu Proje ve Kontrol Bürosu’nda çalıştı (10). Bu süreçte, Turgut Zaim ve Tarık Leventoğlu’yla beraber çeşitli sahne dekorları tasarladı (11). 1948 yılından sonra kendi özel proje bürosunu kurdu; Ankara, İstanbul ve Lozan başta olmak üzere çeşitli şehirlerde şehircilik, mesken yapıları, endüstri ve idare yapıları, iç mimari ve sahne mimarisi alanında projeler yaptı. 1953-1957 yılları arasında T.B.M.M inşaatı şantiye şefliği yapmış; 1964-1975 yılları arasında, Gündoğdu Akkor’la birlikte başta Beytepe Kampüsü genel yerleşim planı olmak üzere, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Yapıları’nın projelendirilmesinden sorumlu olmuştur (12). Şehircilikten mimarlığa, iç mimari ve sahne mimarisine değişen ölçeklerdeki çalışmaları,  bu ölçeklerin bilgisini birbirine aktarabilme becerisi ve özellikle de bezemenin ısrarlı ve özgün kullanımıyla, Sabih Kayan Türkiye mimarlık ortamının yetiştirdiği önemli mimarlar arasındadır. Sabih Kayan tarafından tasarlanan Sönmez Apartmanı, mimarın tasarladığı diğer projeleriyle karşılaştırıldığında, daha ‘görünmez’ olsa da, mimarın özellikle sivil mimarlık alanındaki başyapıtlarından biri sayılabilir (Resim 2).

Resim 2: Yapının plan çizimi

Resim 2: Yapının plan çizimi

Sönmez Apartmanı’nı toplam altı kattan (2 bodrum, 1 zemin, 3 kat) ve her katta yaklaşık 160m2 büyüklüğündeki bir daireden (3 oda+ 1Salon+ 1 Hizmetli odası) oluşmaktadır.  Yapının ön cephesinden birinci bodrum katı, zemin katı ve üstündeki üç kat olmak üzere toplam beş kat gözükmektedir. Birinci bodrum katın ışık alabilmesi için, zemin kotu birinci bodrum katına kadar boşaltılmıştır. Bu sebepten, sokak tarafından yapıya yaklaşım bir köprüyle yapılmaktadır. Yapıya köprü ön (Batı) cephesinden değil, yan (Kuzey) cephesinden bağlanır.  Ve, köprüyle yapıya yaklaşıldığında yol ikiye ayrılır: Yapıda zemin ve üstündeki katların girişleri,  iki bodrum katının girişinden ayrı tutulmuştur (13). Yapıya olan girişlerin yana alınmasıyla ön cephenin giriş mekanı ile ilişkisi tamamen koparılmıştır.  Bu sayede, yapının zemin katının pencere açıklıkları çoğaltılmış, iki adet yatayda uzayan ve neredeyse tüm ön cepheyi kaplayan pencere açıklıkları yapılmıştır. Fakat yapının zemin katındaki açıklıklar zeminin üstündeki katlarda kendini tekrar etmemektedir: Zemin kattaki açıklıklardan sadece bir tanesi üst katlara devam ederken, girişe cephesine yakın olan açıklık üst katlarda kaybolur. Bu durum, yapının ön cephesinde -zemin katın üstünde- neredeyse cephenin yarısından fazlasını kaplayan sağır bir yüzeyin oluşmasına yol açmıştır. Bu sağır yüzey, mimar tarafından, boş bırakılmak yerine siyah, sarı, yeşil ve kırmızı kesme taşlardan oluşan bir mozaikle bezenmiş ve yapının ön cephesinde, adeta yapı tarafından çerçevelenen bir ‘tablo’ yerleştirilmiştir.     

Resim 3: Yapının ön cephesindeki mozaikten detay

Resim 3: Yapının ön cephesindeki mozaikten detay

Resim 4: Yapının ön görünüşü

Resim 4: Yapının ön görünüşü

Mozaikle bezenen bu sağırlığın mimar tarafından yapının ön cephesinin Batı’ya bakması ve Batı’dan gelen keskin ışığı kontrol etmek için kullanıldığı söylenebilir. Mimarın yapının ön cephesine ilişkin erken dönem çizimlerine bakıldığında, benzer bir yaklaşımın yapının ön cephesindeki açıklıklar için de düşünüldüğü görürüz (Resim 3). Yapının ilk projesinde, ön cephedeki açıklıklar tavandan yere kadar düşünülmüş ve düşey güneş kırıcı elemanlarla Batı’dan gelen ışık kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Yapıya ilişkin daha sonraki çizimlere bakıldığında, mimarın ön cephedeki açıklıklara balkon ilave ettiği ve düşey güneş kırıcı elemanların yerini, tavandan yere kadar olan ve balkonun uzunluğunun neredeyse üçte biri kadar olan düşey metal elemanların aldığı gözükmektedir. Bu düşey metal elemanlar her kattaki balkonda şaşırtmalı ve ritim oluşturacak biçimde yerleştirilmiştir (14). Ön cephenin büyük sağır yüzeyi düşünüldüğünde, düşey metal elemanlardaki bu şaşırtma cepheye hareketlilik katmaktadır.  Benzer bir yaklaşım yapının arka cephesinde de görülür (Resim 3). Yapının Doğu’ya bakan arka cephesindeki uzun balkonlar birbirlerine düşeyde bağlanmış ve bu bağlanma her seferinde balkonun farklı bir ucundan olacak şekilde şaşırtılmıştır.    

Resim 5: Yapının arka görünüşü

Resim 5: Yapının arka görünüşü

Yapının ön cephesindeki sağır mozaik yüzey, balkonlar ve şaşırtmalı balkon demirleri dışında diğer önemli bir eleman da birinci kat döşeme seviyesinde bulunan yatay beton çıkmadır. Cephenin neredeyse ortasından başlayan bu yatay beton çıkma, mozaik yüzeyi ikiye bölerek dışarı çıkar ve girişin olduğu yan cephe döner.  Ön cephede, zemin kat penceresinin üstünde, içi boş beton bir çerçeve olarak başlayan bu yatay eleman daha sonra dolu bir yüzeye dönüşür ve girişe giden köprünün üstünde beton gölgelik olarak işlev görür. Beton gölgeliğin içi boş bir çerçeveden dolu yüzeye dönüştüğü noktada düşeyde açılı bir beton taşıyıcı birinci bodrum katına kadar iner ve hem beton gölgeliği hem de girişe giden köprüyü taşır. Yapılan erken dönem projelere bakıldığında mimarın bu beton gölgeliği sadece yan cephede ve düşeydeki taşıyıcı eleman olmaksızın, kendi kendini taşıyacak şekilde, düşündüğünü belgelenebilir. Ek olarak,  eski projelerde beton gölgeliğin daha organik ve dalgalı bir biçimde tasarlandığı da görülmektedir (Resim 6).

Bu çizimlerde göze çarpan diğer bir farklılık da, Kuzeye bakan yan cephedeki pencere açıklıklarıdır. Yapıya ait erken dönem çizimlerde pencere açıklıklarının daha büyük ve daha düzenli bir şekilde yerleştirildiği görülmektedir. Yapının daha sonraki projelerinde ise pencere açıklıklarının küçüldüğü ve cepheye daha dağınık, karmaşık bir şekilde yerleştirildiği görülmektedir.  Yapının yan cephesinde bulunan pencere açıklıkları, ön cephedeki mozaik yüzeyle karşılaştırıldığında, daha ‘yapısal’ bir bezeme yaklaşımı ortaya koyarlar. Yapının yan cephesindeki dağınık pencere açıklıkları, yapının iç mekanlarında da hissedilir: Gerek apartmanın merdiveninin bulunduğu genel dağılım alanlarında, gerekse dairelerin iç mekanlarında bu pencere açıklıkları dışarıdakine benzer bir bezeme oluştururlar. Genel ve özel mekanlara gün ışığını sağlamanın yanında, bu pencere açıklıkları önemli bir işleve daha hizmet ederler: Yapının katlarının ‘bireyselleşmesine’. 

Yapının yan cephesine saplanan köprü ve ona eşlik eden beton gölgelik geçilip (15), yapıya girildiğinde, bizi heykelsi bir merdiven karşılar. Mimarın tasarladığı diğer mekanlar düşünüldüğünde, bu merdivenin özellikle Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler binasının ana merdiveniyle plastik benzerliğinin altı çizilmelidir (Resim 7). Apartmanın çok da büyük olmayan giriş holünde yer alan dairesel merdiveni bir omurga kirişi taşır. Yapının yüzeylerinden koparılmış olan merdivenle yukarı katlara çıkıldığında giriş cephesinin üstünde yer alan dağınık/karmaşık pencere açıklıkları içeriden de hissedilir.  Merdivenle çıkılan her katta açıklıkların yeri ve düzeni değişir. Her kat bir anlamda birbirinden farklılaşır (Resim 8). Bu farklılık her katta bazı açıklıkların içinde bulunan vitraylarda ve bu vitraylar üzerindeki desenlerde de görülür.  

Apartmanın heykelsi merdiveninde yaşanan bu deneyim dairelerin iç mekanlarında da sürer. Giriş cephesindeki dağınık açıklıkların bir kısmının sırtında dairelerin salonları bulunur. Ve, merdiven boşluğundaki deneyime benzer şekilde, her dairede bu pencerelerin yerleri, düzenleri, renkleri ve üzerlerindeki vitrayların desenleri değişirler (Resim 9).  Apartmanın genel dağılım alanlarında ve dairelerin iç mekanlarında gözlemlenen ‘bireyselleşme’, şömine tasarımlarında da izlenebilir (Resim 10). Her dairede şömine (ve şöminenin önünde yerde bululan taş desen) farklı bir plastik ve estetik anlayışla ele alınmıştır. Bu sayede,  sadece yapının kendini diğer yapılardan değil, aynı zamanda kendi içinde de farklılaştırması istenmiştir.

Sözü geçen mimari özellikleriyle Sabih Kayan tarafından tasarlanan Sönmez apartmanı Ankara’daki önemli sivil mimarlık örneklerinden biridir. Özgün tasarım yaklaşımı, sıra dışı cephe kararları, zengin mekan kavrayışı, sahip olduğu mimari detaylar ve bezemeyi yapısal kullanışı bakımından Sönmez apartmanı sahip çıkılması ve korunması gereken mimari bir mirastır.

Notlar

  1. 1 Bu yazı Doç.Dr. Nuray Bayraktar‟ın yürütücü, Doç.Dr. Bülent Batuman, Dr. Umut Şumnu ve Tezcan Karakuş Candan‟ın araştırmacı, Ece Akay, Elif Selena Ayhan, Yeşim Uysal ve Aslı Tuncer‟in bursiyer olarak görev aldığı Ankara’da 1930-1980 Yılları Arasında Sivil Mimari Kültür Mirası: Araştırma Belgeleme, ve Koruma Ölçütleri Geliştirme adlı Tübitak projesi kapsamında yapılan araştırmalar ve elde edilen veriler sonucunda yazılmıştır.

  2. Başkent Üniversitesi, Öğretim Görevlisi.

  3. “Only a small part of architecture belongs to art: the tomb and the monument” (Loos, Architecture, 1910)

  4. Loos, Adolf. 1982.Spoken into the void: collected essays, 1897-1900. Cambridge: MIT Press

  5. 1908 tarihli, Bezeme ve Suç adlı kitabında, Loos, modern toplumu düzenlemek için sanatsal formları- ve özellikle de bezemeyi- işlevsel nesneler/yapılar üzerinden uzaklaştırmak gerektiğini yazar; ve, sanatsal formların ve bezemenin „ahlaksız‟ bir biçimde üzerinde bulunduğu işlevsel nesneyi „soysuzlaştırdığını‟ söyler (1908:146).

  6. Colomina, Beatriz. 1996. Privacy and Publicity: Modern Architecture as Mass Media. Cambridge: MIT Press 

  7. “I exit in life only on condition that I can see” (Le Corbusier, Precisions, 1930:106-107) 

  8. Her ne kadar, Colomina Loos ve Corbusier mimarlığını karşı karşıya getirse de aslında Loos‟un temel karşıtlığı Viyana Secession grubu mimarlarınadır. Loos Otto Wagner, Joseph Olbrich, Max Fabiani, Jose Plecnik, ve Joseph Hoffmann gibi GESAMTKUNSTWERK‟e (Bütüncül Sanat Yapıtı) körü körüne bağlı mimarların aksine bu terime mesafeli durur; ve, Secession grubu mimarlarını bezemeci Art Nouveau akımının Viyana şubesi olmakla suçlar.

  9. Heynen, Hilde. 1999. Architecture and Modernity: A Critique. Cambridge: MIT Press.

  10. Kayan, Sabih. 1972. “Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksek Okulu ve Anıt Meydanı”Arkitekt 04(348):154-159. 

  11. Sabih Kayan‟ın yazarı olduğu ve Devlet Tiyatroları Yayınları‟ndan çıkan La Traviata adlı bir eseri bulunmaktadır.

  12. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Yapılarının projeleri , Ankara Hacettepe Vakfı kuruluşlarından SİSAG firması tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte, Sabih Kayan ve Gündoğdu Akkor SiSAG firmasında yönetici olarak çalışmışlardır. 1974 yılındaki “Türkiye‟deki ilk, beklide tek beyaz yaka direnişi” olan SİSAG grevinde grev-kırıcı eylemleri nedeniyle Mimarlar Odası Yönetim Kurulu tarafından onur kuruluna verilmişlerdir.

  13. Yapının tapu kayıtları incelendiğinde, Sönmez Apartmanın bir aile apartmanı olduğu belgelenmektedir. Yapının zemin kat ve üst katları aile mensuplarının kullanması için tasarlanmıştır. Girişleri bu katlardan ayrıştırılan iki adet bodrum katı da daha çok kiraya verilmek üzere düşünülmüştür. B kapsamda, mimari projede aile mensuplarının ortak mülkiyeti olan ve kiracılar tarafından kullanılacak katların aile bireylerinin kullanacağı katlardan bağımsızlaştırılması planlanmıştır.

  14. Benzer bir şaşırtma ve cepheye hareket kazandırma eğilimi Sabih Kayan‟ın Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi cephesinde de gözlemlenmektedir.

  15. Aslında yapının girişine giden bu törensel yol üstünde yer alan bir başka mimari eleman daha vardır: Köprünün metal korkulukları. Her biri değişik motiflerle (yıldız, balık, v.b) bezenmiş bu korkuluklarda, mimarın bezeme ile girdiği yapısal ilişkiyi görebiliriz. Yapının girişindeki korkuluklarda bulunan bezemelerin bir kısmı dairelerin ön cephesindeki korkuluklarda da kendini tekrar eder.