Categories


Authors

Adnan Canbek ve Boylu Apartmanı

Adnan Canbek ve Boylu Apartmanı

ANKARA’DA SİVİL MİMARİ BELLEK1

Dr. Umut Şumnu2

 Ankara’nın Kavaklıdere bölgesinde Ömer Halit Sipahioğlu Sokak (eski ismiyle Noktalı Sokak) 5 numarada yer alan Boylu Apartmanı3mekansal organizasyonu ve biçimsel özellikleriyle önemli bir dönem temsili olarak karşımıza çıkmaktadır.  1957 yılında Yüksek Mühendis Adnan Canbek4tarafından tasarlanan5  yapı dönemin yüksek kütle anlayışıyla toplam 7 kattan (yol seviyesinin üstünde 6, yol seviyesinin altında 1 kat) oluşmaktadır. Yapı, ilk bakışta, Uluslararası Modern Mimarlık Akımı’nın dik açılı tekil prizmatik kütle anlayışıyla tasarlanmış gözükse de, detaylı bakıldığında, parçalı kompozisyon ve açılı geometrilerin egemen olduğu güçlü plastik bir anlayış fark edilir. Bu bakımdan Boylu Apartmanı’nın, Ankara bağlamında, 20. yüzyıl modernizminin ‘organik mimari’ anlayışına geçişteki erken dönem temsillerinden biri olduğu ve bu bakımdan kentin sivil mimari belleğinin önemli bir parçası olduğunun altı çizilmelidir. Boylu Apartmanının mimari özelliklerinden önce, dönemin tasarım yaklaşımını etkileyen faktörlere bakmak, yapıyı daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

1950’li yıllarda Amerika’nın dünyadaki mimari tasarım anlayışına egemen olduğu ve ciddi bir şekilde yön verdiği söylenebilir. Bu etkinin nedeni sadece uygulanan projelerin sayısı değil aynı zamanda ortaya koyulan tasarımlardaki heyecan verici yeni biçimlerdir.6Birkaç istisnai mimar dışında (örneğin; Fransa’da Le Corbusier, Japonya’da Yoshimura, ve Brezilya’da Oscar Niemeyer), Amerika’da üretilen biçimler büyük bir hızla farklı coğrafyalardaki mimarlar tarafından kopyalandılar ve çoğaltıldılar. Dünya üzerinde yeni bir mimari dilin oluşmasında 1950’li yıllarda Amerika’da gerek nicelik gerek nitelik bakımından önemli tasarımlar ortaya koyan Frank Lloyd Wright, Walter Gropius, Ludwig Mies van der Rohe, Eero Saarinen, Philip Johnson, ve Edward Durrell Stone gibi mimarların payı büyüktür. Örneğin, Frank Lloyd Wright tarafından Bartlesville Oklahoma’da tasarlanan yüksek konut yapısı Price Tower (1953-1956) yapıldığı yıllarda öne çıkan ve parçalı kütle anlayışıyla dönemin mimari kültürünü (hem kamusal hem de sivil yapılarda) ciddi bir biçimde etkileyen önemli bir tasarımdır.7  Bu bakımdan, Canbek’in Boylu Apartmanıyla da ilişkilendirilebilir. Fakat, dönemin (mimari) ruhunu daha iyi özümseyebilmek için mimari biçimlerden çok, bu biçimleri ortaya çıkaran bağlamlara odaklanmak daha yararlı olacaktır. 

1950’li yıllara kadar Londra, Viyana, Dessau, Paris gibi Avrupa kentlerinde merkezlenen mimarlık, sanat ve tasarım özellikle II. Dünya Savaşından sonra eksenini kıta Avrupa’sından Amerika’ya, özellikle de Los Angeles kentine, kaydırmıştır.8“Daha iyi bir yaşam biçiminin en parlak ulusal feneri” olarak Amerikan bilincinde özel bir konuma sahip olan Los Angeles’ın, yüzyıl ortasında bir yaratım merkezi olarak ortaya çıkması, aslında II. Dünya Savaşından onlarca yıl önceye temellenir. 1920’lerden itibaren sinema endüstrisi, tıpkı uzay endüstrisi gibi burada kök salmaya başlamıştır. Ve, ilerleyen tarihlerde, kent, çelik, lastik ve uçak üretiminin merkezi haline gelmiştir. 1930’ların sonlarında ve 1940’larda, aralarında Theodor Adorno, Bertolt Brecht, Aldous Huxley, Thomas Mann, Arnold Schoenberg ve Igor Stravinsky’nin de bulunduğu entelektüeller ve sanatçılar Avrupa’daki savaş tehlikesinden kaçıp Los Angeles’i mesken tutmuşlardır. Aralarında Frank Lloyd Wright, R.M.Schindler, Richard Neutra, Charles ve Ray Eames’in bulunduğu mimarlar 1930’lardan beri Los Angeles’ta çalışıyor ve modernizmin mihenk taşı olan yapıtlar üretmişlerdir (2008:80). Bu bakımdan 1949’dan 1955’e kadar şehrin nüfusunun 5,5 milyondan 11 milyona çıkması hiç de şaşırtıcı değildir. Artan nüfus ve gitgide çoğalan otomobiller için büyük bir çevreyolu sistemini de içeren büyük ölçekli pek çok bayındırlık işi yapılmıştır. 

   Bu noktada, Londra, Viyana, Paris gibi tasarım merkezleriyle karşılaştırdığında, Los Angeles’ın kentsel simgesinin ne bir kilise, ne bir saat kulesi, ne bir saray, ne de bir dünya fuarında yapılan kule olduğunun altı çizilmelidir; şehrin kolektif bellekteki en kuvvetli simgesi 1950’lerde tamamlanan bu otoyol şebekesidir. Otomobillerin Amerikan yaşam tarzı için çok önemli bir yeri vardır. Ve, özellikle 1950’lilerin mimari tasarımını ciddi bir biçimde etkilemiştir.   1956 yılında yapılan “The Dynamic America City” adlı film otomobilin mimari/kentsel tasarımda yeni tipolojilerin ortaya çıkması nasıl tetiklediğine ilişkin örnekler sunar; ve, bugün sıklıkla eleştirilen, “Amerikan tarzı yaşamın” bizlere şekillenişini gösterir. Örneğin, şehir merkezinden uzakta, otomobille ulaşılabilen yeni konut-mahalleri suburbanlar (kenar-mahalleler) bu yeni oluşumların en çarpıcı örneklerinden biridir. Özellikle arabası olan orta-sınıf çalışanlar için tasarlanan bu yerleşkelerin en büyüğü Houston’daki Sharpstown adlı yerleşkedir.9Otomobilden inmeden bankacılık işlemlerimizi yapabileceğimiz ya da yemeğimizi alabileceğimiz drive-in’ler, dönemin açık hava sinemalarının arabalı-sinemalara dönüşümü, otomobille yaptığımız hafta sonu seyahatlerinde yolda konaklayabileceğimiz tek-katlı ve önünde park yeri olan otoyol-motelleri, otomobil merkezli tasarım anlayışının diğer önemli örnekleridir. Benzer bir yaklaşım dönemin konut tasarımında da ortaya çıkar: Arts& Architecture dergisinin editörü olan John Entenza’nın derginin sayfalarında başlattığı Case Study Houses (Örnek Evler) projesine çoğu genç olan çok sayıda mimar katılır.  Bir kısmı inşa edilmiş, bir kısmı edilmemiş, toplam 36 tasarımdan oluşan proje bizlere savaş sonrasında filizlenen yeni Amerikan tarzı yaşamla ilgili ipuçları verir. Ve,  bu evlerin tasarımını etkileyen en önemli elemanlardan bir tanesi de yine otomobildir.Pierre Koenig tarafından 1959 yılında tasarlanan Stahl Evi adlı projede bu ilişki net bir şekilde görülebilir. Otomobile adeta evin içinde bir mobilya gibi davranılır. 

 Otomobil merkezli tasarım yaklaşımı sadece yeni mekansal tipolojilerin, yeni mekansal organizasyonların açığa çıkmasında değil, aynı zamanda mekanların biçimsel kararlarında da etkili olmuştur.  Özellikle dönemin otomobil tasarımlarında sıklıkla karşımıza çıkan Tail Fin’ler (Kuyruk Kanatları)  mimari kütlenin biçimlenmesinde esin kaynağı olmuşlardır. Mimarlar, 56 Plymouth, 58 Cadiilac  ya da 59 Chevrolet Impala’nın kuyruğundaki biçimleri mimarlık ortamında tercüme etmeye çalışmış ve bu elemanları erken dönem dik açılı prizmatik kütleyi parçalamak ve hareketlendirmek için kullanmışlardır. Aslında bu anlayışın, 1930’larda yine Amerika’da ortaya çıkan- örneğin Frank Lloyd Wright’ın Johnson and Wax binasında gözlenen- Streamline (Moderne) anlayışının bir devamı olduğu söylenebilir. Streamline’a benzer bir şekilde 50’lerin biçimleri de özünde kütleyi hareketlendirme amacı taşırlar. 1930’ların Streamline örneklerinden farklı olarak, 50’lerin parçalı kompozisyonları ve açıklı geometrilerinde yaratılan hareket ve hız duygusu sadece yüzeysel-dekoratif değil aynı zamanda yapısal ve mekansaldır. 

Bu noktada, Boylu Apartmanına geri dönersek, yukarıda bahsedilen yaklaşımın mekansal karşılığı daha iyi anlaşılabilir. Daha önce de belirtildiği gibi, yapı rasyonalist kütle anlayışından organik kütle anlayışına geçişteki erken dönem örneklerden biri olarak değerlendirilebilinir. Boylu Apartmanı adından da anlaşılacağı gibi, toplamda 7 katı ve 16.75 metrelik yüksekliğiyle, dönemin yatayda yükselen yapı anlayışını yankılar.10İlk bakışta yapıda dik açılı prizmatik kütle anlayışının egemen olduğu söylenebilir. Frank Lloyd Wright’ın Price Tower projesinden farklı olarak yapı kütlesinin plan organizasyonunda parçalanmadığının altı çizilmelidir. Fakat, yapının güney/giriş cephesinde, hem balkonlarında hem de giriş kapısı ve üstündeki konsol-beton portigoda11düz yüzeylerin parçalanmaya çabalandığı ve açılı kompozisyonlara gidildiği gözlenebilir. Güney cephesinde bulunan balkonlar yapının yüzeyinden açılı bir şekilde içeri  doğru çekilerek oluşturulurlar. Balkonlar dışarıya çok az çıkma yaparlar. Yapının cephesinden dışarı çıkan balkon döşemesi balkonun yanına ve üstüne dönerek, balkonu sarar. Gölgelik işlevi de gören bu beton çıkma, balkonun üst bölümünde tekrar kırılır. Balkonlarda iki tip açıklık göze çarpar: Bu açıklıklardan bir tanesi, büyük olanı, yere kadar camken, diğeri daha küçüktür ve daha az bir şeffaflık sunar. Küçük olan ve yapının girişinin üstüne denk gelen açıklık aslında, diğerinden farklı olarak, apartmanın daireleriyle değil, apartmanın merdiven kovası ile ilişkilenir. Bu sebepten, balkonlar bu pencereye doğru iyice daralırlar ve kullanılmaz hale gelirler. Balkonlardaki bu iki açıklığın farklılığı, balkon korkuluklarında da kendini gösterir: Dairelerle ilişkilenen, ve balkon olarak kullanılan tarafta daha açık korkuluklar kullanılırken, diğer tarafta daha kapalı, sadece üçer dairesel delik açılmış metal yüzeyler tercih edilmiştir.  

 Yapının balkonlarıyla plastik olarak ilişkilenen portigodan yürünüp, apartmandan içeri girildiğinde, asansörün ve merdivenin yer aldığı ufak bir ortak alanla karşılaşılır ve buradan katlara dağılınır.12Yapının, bodrum kat hariç, zemin ve üstü kotlarında yer alan her katında yaklaşık 160 m2 büyüklüğünde tek bir daire yer alır. Her dairede, 1’i hizmetliye ayrılmış olan toplam 4 yatak odası, ve iki tuvalet vardır. Tuvaletlerden biri hizmetçi ve misafirle ilişki kuracak şekilde tasarlanmıştır. Yapı araziye L-şeklinde bir geometriyle oturtulmuştur. Ve, L-şeklindeki kütlenin bir kolu genel mekanlara ayrılırken, diğer kolu özel mekanlarla ilişkilendirilmişitir. Her daireye bu iki kanadın birleştiği noktadan girilir. L-şeklindeki kütlenin kuzey cephesine bakan kısmında yine L-şeklinde servis mekanları (mutfak, hizmetçi-misafir tuvalet, hizmetçi odası,tuvalet) yerleştirilmiştir.  Yapının genel mekanları batı cephesiyle ilişki kurarken; özel mekanları doğu ve güney yönleriyle ilişki kurar. Yapının genel mekanları olan çalışma, oturma ve yemek alanı tek bir hacim içerisinde, birbirlerine akacak biçimde planlanmıştır. Fakat, yapının batıya bakan cephesinden de fark edildiği gibi, yapının oturma ve çalışma bölümü diğer kısımlarından kot farkıyla düşürülerek ayrılmıştır.  Yapıdaki bu kot farkı özellikle tek mekan içinde kurgulanan çalışma-oturma-yemek alanında yemek bölümünün ayrışmasına, mekan içinde mekan şeklinde algılanmasına ve mutfak mekanıyla aynı kottan ilişki kurmasına hizmet etmiştir. Bu kot farkı bizlere yine 1950’lerin sonlarında ve 1960’larda iç mekanlarda sıklıkla gözlemlenen ‘conservation pit’ yaklaşımını hatılatır. 

Sözü geçen mimari özellikleriyle Adnan Canbek tarafından tasarlanan Boylu Apartmanı Ankara’daki önemli sivil mimarlık örneklerinden biridir. Özgün tasarım yaklaşımı, sıra dışı cephe kararları, zengin mekan kavrayışı ve dönem temsili olması bakımından Boylu Apartmanı, sahip çıkılması ve korunması gereken mimari bir mirastır.

Notlar

  1. Bu yazı Doç.Dr. Nuray Bayraktar’ın yürütücü, Doç.Dr. Bülent Batuman, Dr. Umut Şumnu ve Tezcan Karakuş Candan’ın araştırmacı, Ece Akay, Elif Selena Ayhan, Yeşim Uysal ve Aslı Tuncer’in bursiyer olarak görev aldığı Ankara’da 1930-1980 Yılları Arasında Sivil Mimari Kültür Mirası: Araştırma Belgeleme, ve Koruma Ölçütleri Geliştirme adlı Tübitak projesi kapsamında yapılan araştırmalar ve elde edilen veriler sonucunda yazılmıştır. 
  2. Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, Öğretim Görevlisi. 
  3. Yapının orijinal projelerinde, yapının ismi Bay Mehmet Büge Apartman Projesi olarak geçmektedir. 
  4. 1912 yılında İstanbul’da doğan Adnan Canbek 1936 yılında İstanbul Yüksek Mühendis Mektebinden mezun oldu. İnşaat Mühendisleri Odası’nın 2431 sicil numaralı üyesi olan Canbek, 1967 yılında vefat etmiştir. 
  5. Disiplin ayrışmasının yapılmadığı dönemlerde inşaat mühendislerinin mimari projelere imza atma ve bina tasarlanama yetkisi bulunuyordu. Bu tarihlerde, çok sayıda mimar proje tasarlamalarına rağmen tasarladıkları yapıların projelerine imza atmıyor ve projelerde isimleri yer almıyordu. Bu sebepten, projenin üstünde “yapı mesuliyetini alan” kişi olarak Adnan Canbek’in ismi yer alsa da, Boylu Apartmanının tasarımcısının Adnan Canbek olup olmadığı belirsizdir. Disiplin ayrışmasının yaşanmadığı bu dönemle ilgili daha fazla bilgi için, bakınız: (2005) Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin 50 Yılı. Ankara : TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yayınları. 
  6. 1950’lerin tasarım kültürü ve bu kültüre Amerikanın etkisi için, bakınız: Richard Horn (1985) Fifties Style, Then and Now. New York: Beech Tree. 
  7. Bu bağlamda, Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan ve İsviçreli mimar Marc J. Saugey ve mimar Yüksel Okan’ın ortak eseri olarak anılan Büyük Ankara Oteli’nin (1956-1966) cephe plastiğinin Frank Lloyd Wright’ın Price Tower projesiyle benzerliği dikkat çekicidir. Bu yapı hakkında daha faza bilgi için, bakınız: DOCOMOMO-Türkiye adına hazırlayan: Aydan Balamir, Alev Erkmen (11.09.2006) Büyük Ankara Oteli’nin Onarımı, Değerlendirme Raporu. 
  8. Daha fazla bilgi için bakınız: (2008).Tasarım Kentler:1851-2008. İstanbul:İstanbul Modern 
  9. David Lynch’in 1986 tarihli Blue Velvet filminin açılış sahnesi bu suburban’ların tekinsizliğine odaklanır. 
  10. Bu noktada, yatayda yükselen kütle mantığının, Ankara bağlamında en önemli örnekleri, Gazanfer Beken, Orhan Bolak, Orhan Bozkurt tarafından 1954yılında tasarlanan Ulus İşhanı, Marc J. Saugey ve Yüksel Okan tarafından 1956 yılında tasarlanan Büyük Ankara Oteli, Enver Tokay tarafından 1959 yılında tasarlananKızılay Gökdeleni sayılabilir. Boylu Apartmanına benzer şekilde bu yapılar da rasyonalist kütleden organilk kütleye geçiş döneminde yer alırlar. Bu yapılardan Ulus İşhanı ve Emek İşhanı dik açılı ve prizmatik kütle anlayışına sahipken, 1950’lerin sonunda yapılan Ankara Oteli’nde kütle anlayışında bir kırılma, hareketlenme ve açılı geometriler görülmeye başlar. 1960’larda ve 1970’lerde yapılan, örneğin Emek İşhanı (1960) ya da İş Bankası Gökdeleni(1975), kütle anlayışlarında ciddi anlamda organik tasarım yaklaşımının egemen olduğu söylenebilir. 
  11. Bu noktada, Boylu Apartmanının portigosu ve 1954-1955 yıllarında Nejat Ersin tarafından tasarlanan Hava Meydanları Kooperatifi’nin (ya da daha tanıdık ismiyle Cinnah 19) portigosu arasındaki plastik benzerliğin altı çizlebilir. 
  12. Yapının orijinal asansörü hala bugün bile hizmet vermektedir. 
Elektrik İşleri Etüt İdaresi

Elektrik İşleri Etüt İdaresi

Lale Sitesi - Akün Binası

Lale Sitesi - Akün Binası