Barış Ütopyası: Marinaleda

30 Mart yerel seçimleri sonrası birçok ilde ve ilçede oyların peşine düştük halk olarak. Seçimlerin öncesinde ise gündelik hayatımızı birebir etkileyen birçok unsuru kapsayan yerel yönetimlerden beklentiler ve önerilen projeler çokça tartışıldı. "Tatava yapma, bas geç!" kampanyaları sosyal medyayı sallasa da başta Ankara'da olmak üzere hala seçim sonuçlarını beklerken "marjinal" bir kasaba örneğini hatırlamak istedik.

İspanya'nın Endülüs Bölgesi'ndeki Marinaleda'da 30 yılı aşkın süredir yerel yönetimde herhangi bir değişiklik yok. Barış ütopyası (utopia for peace) sloganı ile kolektif bir kasaba kuran Marinaledalılar'ın serüvenini  Marinaleda Belediye Başkanı Jean Manuel  Sanchez Gordillo ile 2010'da yapılan röportajdan ve Metin Yeğin'in seçiim öncesi yayınlanan yazısından dinliyoruz.

Bir Barış Ütopyası Marinaleda Notları 

Metin Yeğin

Marinaleda barış ütopyasını inşa etmeye 1978 yılında başladı. İspanya, Faşist Franco rejimini yeni sırtından atmıştı. Marinaleda İspanya’nın en yoksul iki yerinden biriydi, hatta Avrupa’nın. Bir toprak ağasının ve daha büyük olanın, devletin dışında neredeyse kimsenin toprağı yoktu. “En önemli şey birlikte harekete etmek ve bir de lider ama aynı bizle birlikte her şeyi yaşayan bir lider” Diyordu Manuel, Zeytin yağı fabrikası kooperatifinin sorumlusuydu. 2 saat sonra tarladan döndüğümüzde 10 metre yüksekliğinde zeytinyağı tankların üstünü tazyikli sularla tutup fırçalayarak, temizlemeye çalışıyordu. 1 milyon euro değeri vardı sadece fabrikanın. -Hayatımız para ya böyle anlatmaya çalışıyorum.- “Sonra toprağı işgal ettik. 2 yıl sürdü mücadale. Jandarma geldi. Direndik. Çıkardılar. Gene işgal ettik. Geldiler, çıkardılar. Gene işgal ettik. Yolları kestiler. Gece gizlice geldik, gene işgal ettik. Kentte tarım bakanlığını işgal ettik. Defalarca yolu kestik. İspanyol bankasını işgal ettik, Sevilla parlementosunu...” “İşgal etmediğiniz yer kalmamış” diyordum. O saymaya devam ediyordu.

1260 hektar toprak işgal etmişlerdi. Şimdi çoğu zeytinlik. Yol kenarından arabayla gittiğinizde 7 kilometre sürüyor kooperatifin zeytin ağaçları. Sadece toprak yetmiyordu. Onunla birlikte toprakları için su mücadelesine giriştiler. Juan Manuel Sanchez Gordillo’ydu başından beri hareketin lideri ve 35 yıldır belediye başkanıydı. Ne belediye başkanı ne de bu belediyenin yönetiminde en önemli unsurlarından 2 konseyin hiç bir üyesi maaş almıyorlardı. Hepsinin çalıştığı başka işleri vardı. Kooperatiflerde, yani zeytin yağı fabrikasında ya da zeytinliklerde, enginar tarlasında, biber ya da domates serasında, 8 kooperatiften birinde çalışıyorlardı ya da Juan Manuel gibi öğretmen olanları da vardı. Mesailerinden sonra belediye geliyorlardı.

Belediye başkanı Juan Manuel’in iki katlı bahçe içinde bir evi vardı. Diğer bütün isteyen işçilerin olduğu gibi. ‘Auto-construcciun’ -’Kendi evini kendin yap’ evlerinden biriydi bu. Juan Manuel’de mesailerden sonra gelip çalışıp evini yapmıştı. Marinaleda da herhangi bir kişi bu kooperatife ‘Kendi evini yap’ kooperatifine dahil olabilir. Belediyenin ya da devletin toprağına inşa ediyorlardı. Yani herkesin barınma hakkı vardı. Çalışmayı birlikte örgütlüyorlardı. -Çok önemli bir ayrıntı bütün çalışmaları küçük küçük gruplar olarak sürdürüyorlardı.- Yeni yapılan evleri geziyorduk. İki katlı, her küçük ailenin rüyası evlerdi. Altta bir tuvalet, mutfak ve salon, üstte 2 yatak odası ve banyo tuvalet vardı. Hepsinin önünde balkon ve 200  metrekare bahçeleri. İsteyen bahçesine ek oda, hayvanları için barınak ya da garaj yapabiliyordu. Geliştirilebilir bir mimariydi. Carmano gezdiriyordu yeni inşa ettikleri evleri bize. Şu ana kadar 256 ev yapmışlardı. Marinaleda nüfusu 2860 kişiydi zaten. Koca nasırlı elleriyle duvarları, tabanları yumrukluyor, ‘Hepsi birinci kalite. Biz kapitalistler gibi yapmıyoruz. Kendi evlerimizin her şeyi birinci kalite’ diyordu. Tabiki para ödüyorlardı bu evlere. Aylık 15 euro ödüyorlardı. Yani 30 lira filan. Evlerde istedikleri kadar oturabilirlerdi. Sonra çocukları ya da onlarda ihtiyaçları varsa başvurup ‘Kendi evlerini yap’abilirlerdi. Kimse evlerini satamıyordu. Çünkü toprak halkın toprağıydı. Ev için malzeme parasını, Endülüs yerel hükümeti veriyordu. Eh tabi bir kaç direniş, yol kesme ve işgalden sonra. Girişte bir tabela vardı. İnşa edilen son 20 ev için toplam yaptıkları ödeme yazıyordu. Geçen yıl sadece 96 bin Euro, bu yıl sadece 96 bin Euro vermişlerdi. Tekrar ediyorum 20 dublex evdi ve yakında bitecekti. Yaklaşık 3000 kişilik bir belediyede, koca bir futbol stadı vardı ve daha da önemlisi sadece seyirciler için inşa edilmiş bir arena değildi, 100 kadar çocuk aynı anda futbol çalışıyordu. Kapalı bir spor salonu, devasa bir havuz, tenis kortları, eh bizde belediye manasına geldiği için söylemeliyim hiç çamuru olmayan sokaklar, bütün bunların üstüne, 1260 hektar toprak, tarımsal üretim kooperatifleri, içinde zeytin yağı fabrikası, konserve fabrikası da olan 8 kooperatif, bunları koordine eden bir üst kooperatif, ekonomik krizden önce 460 kişinin çalıştığı yani neredeyse her aileden bir kişinin çalıştığı bir kooperatifler topluluğu. Tek eksiği hiç lokal polisi yoktu. Ona verecek paramız yok diyorlardı. Peki; bizde seçimlerden sonra, bu cüreti gösterecek bir halkın kulu belediye hiç mi yok?

Metnin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.


Marinaleda Belediye Başkanı Jean Manuel Sanchez Gordillo: "Dünyanın her tarafı Marinaleda olabilir."

Aysel Kılıç - Mustafa Erden Kahveci

Kapitalizme karşı 30 yıldır dimdik ayakta duran Marinaleda'nın Belediye Başkanı Gordillo: Kapitalist sistem kriz içerisinde. Devrimciler ve sendikalar bu kriz dönemini fırsat bilip, mücadeleyi daha da büyütmeli. Halkların bu krize cevabı hazır

Jean Manuel  Sanchez Gordillo, İspanya’nın Endülüs Bölgesi’nde 2 bin 700 nüfuslu küçük Marinaleda kasabasında  yerel aristokratların kullanılmayan topraklarının işgali ve  köylüye dağıtmasıyla duyurdu adını. İş ve toprak talebiyle köylülerle birlikte verdiği mücadele boyunca hakkında yüzü aşkın dava açıldı, defalarca tutuklandı ve ölümle tehdit edildi.

Tüm baskılara rağmen mücadelesini kararlılıkla sürdüren Gordillo, Marinaleda halkının sevgi ve sempatisini kazandı. 1979’da Marinaleda kasabasının Belediye başkanlığına seçilen Gordillo, halkla birlikte, Marinaleda’ya komün bir yaşam getirdi. Kapitalizme karşı inatla, dimdik ayakta duran küçük komün kasaba, yerel belediyeciliğe örnek niteliğinde. Belediyecilik deneyimlerini paylaşmak amacıyla Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) konuğu olarak Türkiye’ye gelen Jean Manuel Sanchez Gordillo ile mücalelerini, kazanımlarını ve Marinaleda’yı konuştuk.   

Sizi uzun yıllar greve ve işgale götüren nedenler neydi? 

Marinaleda nüfusu küçük yoksul bir bölgeydi. Halk en temel ihtiyacı olan beslenme, barınma, sağlık, eğitim gibi sorunlarını dahi karşılayamıyordu. İşsizdik. Açtık. Zeytin gibi tarım alanlarında çalışan işçiler ise yılda sadece bir dönem çalışabiliyor, hasat zamanı bitince yine işsiz kalıyordu. Tüm bunlar büyük sorundu. Ama bu sorunlar karşısında bilinçliydik. Kendi örgütlü gücümüze güveniyorduk. Hakkımız olanı zenginlerden alabilmek için, ilkin ufak eylemlerle koyulduk yola. Bizim mücadelemizin esas amacı, tarım reformuydu. Her geçen gün eylemlerimizi büyüttük. Yüzlerce kere toprakları işgal ettik. Toprakları almak için üç hafta boyunca 700 kişi ile açlık grevi yaptık. Bölgede yetişebilen ayçiçeği ve diğer tarım ürünleri için su gerekiyordu. Bu nedenle ilk olarak oradaki bir gölü ve çevresindeki toprakları işgal ettik. 

Direnişinize karşı İspanya hükümetinin tavrı nasıldı?

Burjuvazi, haklarını arayanlara yaşam hakkı tanımak istemez. Her direnişçilerin eylemleri gibi bizim eylemlerimiz de şiddetle bastırılmaya çalışıldı. Jandarmanın saldırılarına maruz kaldık 12 yıl süren bu işgallerimiz boyunca. Defalarca gözaltına alındık, tutuklandık. Ben de 9 kere tutuklandım, serbest bırakıldım. Ölümle tehdit edildim, suikastlar düzenlendi bana. İşgal ettiğimiz topraklar için hakkımda 150’yi aşkın dava açıldı. Halen süren davalar  var.   

Biliyorsunuz Türkiye’de de küçük bir Marinaleda vardı. Ama darbe yönetimi Fatsa’ya yaşam hakkı tanımadı.  İspanya hükümeti Marinaleda’dan rahatsız değil mi?  

Elbette ki rahatsızlar. Ama o dönemlerde İspanya diktatörlük rejimini yeni geride bırakmıştı. Avrupa’dan çekindiler. Avrupa’ya karşı kötü bir imaj çizmek istemediler. Darbe sürecini yaşasaydık Fatsa gibi olurdu Marinaleda’nın sonu. Ama şu gerçeği asla göz ardı etmemek gerekir. Biz hep tehdit altındayız. Çünkü, Kapitalist sistem antidemokratik bir sistemdir. Şiddet ve ezme üzerine varlığını sürdüren bir sistemdir.  

İşgal ve kazanımlarınızdan sonra ne tür sorunlarla karşılaştınız peki? 

Belediyeyi kazandığımızdan sonra en büyük sorunumuz işsizlikti. Bunun için çeşitli yollar aradık. Tarım ve sebzecilik üzerine politikalar geliştirdik. Kasabadaki herkes bunun için seferber oldu. Kadınk- erkek çalıştık. Topraklarımızı verimli hale getirmeye çalıştık. Ürettik durmadan. Diğer sorunlar ise, eğitim ve sağlık alanındaydı. Marinaleda’da ilk önceleri sadece ilkokul vardı. Hükümet bölgemizde okul yapmıyordu. Okul ve eğitim hakkı için de bir dizi eylemler gerçekleştirdik. Eylemlerimizden sonuç aldık. Hükümet Marinaleda’da okul yapmak zorunda kaldı. Sağlık ocağı için de aynı mücadeleyi verdik. Çevre kasabalarla ortak mücadele verip tüm bu kasabaların eşit yararlanabileceği bir devlet hastanesi kurdurttuk. Sağlık ocakları açtırttık.   

Konut sorunu peki? Marinaledalılar kendi evlerini kendileri yapıyor.

Ev sahibi olacak kişiler belediyenin projesi, mimar ve ustabaşı denetiminde, ortak belirlediğimiz işgünü kadar çalışmaları gerekiyor. Konut sorununu böylece ortadan kaldırıyoruz. Herkesin bir evi oluyor. Oysa İspanya’ya baktığımızda koca koca gökdelenler boş dururken, bir taraftan da insanlar evsiz bırakılıyor. Marinaleda’da evsiz ve işsiz olan tek bir insan bulamazsınız. Herkes üretimin içinde.  

Kadınlar erkeklerle eşit koşulda üretime katılabiliyor mu?

Biz tarım alanlarını genişletip geliştirdik. Konserve yapan fabrikalar oluşturduk. Fabrikadaki üretime de tarladaki üretime de kadın erkekle eşit oranda katılıyor. Hatta kadın sendikal alanda, mücadelede erkeklerden daha aktif pozisyonda. Kadını eve bağlayan nedenleri ortadan kaldırmaya çalıştık. Çok sayıda kreş açtık. Günde ortalama 6-7 saat çalışan anne ve baba iş sonrası çocuklarını alabiliyor. Marinaleda’da kadın da erkek de; yöneticiler de halk da eşit ücret alıyor. Ve işsiz insan yok.   

Marinaleda kapitalizme karşı kendini nasıl koruyor?

Öncelikle mücadeleyle. Bu mücadele biçimleri değişiyor. Radyo, televizyon gibi iletişim araçları önemli bizim açımızdan. Bu araçlarla çeşitli tartışmalar yürütebiliyoruz halkla.  

30 yıldır varlığını  koruyan bir yerel yönetim çevre ilçelere  örnek olabildi mi? Neden birkaç  tane daha Marinaleda oluşamadı?   

Biz bu modeli başka yerlerde de uygulamaya çalıştık. Bu yönlü çabalarımız var. Ama kolay bir şey değil Marinaleda oluşturabilmek. Çok mücadeleler gerekli. Ama bu mücadeleler verilirse neden yeni kazanımlar olmasın? Benim bundan umudum var.  Kapitalizm güçlü bugün, ama bu yenilmez anlamına gelmiyor. Dünyanın her tarafının Marinaleda olması mümkün. 

Politik, ideolojik olarak kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Endülüst bölgesi ideolojik olarak farklılık gösteriyor. Farklı farklı ideolojiler var. Biz Marksist partilerden geliyoruz. Ama yerel yönetim anlayışımızı ve yönetim sistemimizi soruyorsanız; biz ideolojimiz ne olursa olsun doğrudan demokrasiyi savunuyor ve onu hayata geçirmeye çalışıyoruz.Bunu başarıyoruz da. Halk kendi problemini kendisi ortaya koyuyor ve kendi çözümünü de kendisi buluyor. Yaptığımız toplantılar tüm halka açık. Yılda ortalama 80 kez büyük toplantılar yapıyoruz. Tüm Marinaledalılar katılabiliyor. Su, elektrik, konut için giderlerin ne kadar olacağına, vergilendirme sistemine halk karar veriyor.  

ÖDP’nin Hatay Samandağ ve Aknehir belediyelerini ziyaret ettiniz. Gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

ÖDP belediyelerinde halk bizi büyük bir ilgi ile karşıladı. Bu ziyaret için çok memnunum. Samandağ’da yaptığımız toplantıya yüzlerce kişi katıldı. Çok soru sordular. Çok ilgi çekti Marinaleda. Bundan sonra da bu  belediyelerle hem siyasi hem de kültürel anlamda ilişkimizi sürdüreceğiz. ÖDP de Marinaleda’yı ziyaret edecek.   

Türkiye’de yeni bir Fatsa umudu görüyor musunuz peki?

Bence umut var. Çünkü sistem bir kriz içerisinde. Aslında bugün yaşanan kriz süreci aslında bir fırsat. Devrimciler ve sendikalar  bu kriz döneminde mücadeleyi daha da büyütebilirler. Halklar bu krize cevap vermeye hazır. 

Peki bu mücadele biçimleri neler olabilir? Silahlı mücadeleyi meşru görüyor musun mesala…

Şu anda dünyada ekonomik, egemen güçler, halka karşı şiddet kullanıyor. Neden halk da kullanmasın? Burjuvazi iki yüzlüdür.  Bir taraftan barıştan söz ederken, diğer yandan dakikada milyonlarca silah üretiyor. Halk da  tüm mücadele biçimlerini kullanabilir. Bu meşrudur.  

Röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

Source: http://jiyan.org/wp-content/uploads/2014/0...