Bir Yarışma ve Uygula(ma)ma Süreci: Borusan Neşe Fabrikası

Aşağıdaki yazı, 2013 yılında Borusan ve Aile, Politika ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile ortak olarak geliştirilen "Annemin İşi, Benim Geleceğim" programı kapsamında düzenlenen "Neşe Fabrikası" adlı Organize Sanayi Bölgeleri'nde Kreş ve Gündüz Bakımevi Ulusal Mimari Proje Yarışması'nda birinci seçilen projenin müelliflieri Hakkı Can Özkan ve Serdar Köroğlu tarafından kaleme alınmıştır. Yazı, projenin uygulama süreçlerini anlatmakla birlikte yarışmayla elde edilen projelerde tasarım-uygulama sürecinin gerçekliğini ortaya koyar niteliktedir. 

Yazıyı okumadan önce birinci seçilen projeyi incelemeniz tavsiye edilmektedir:

http://www.mimarizm.com/Yarismalar/Detay.aspx?id=53024&Page=2


"Borusan Neşe Fabrikası, 2013 yılında Borusan Kocabıyık Vakfı'nın "Annemin İşi Benim Geleceğim" adlı sosyal sorumluluk projesi dahilinde ortaya çıkmıştı. Amacı, kadın istihdamı oranının düşük olduğu 10 farklı ilin 10 Organize Sanayi Bölgesi'nde, özellikle okul öncesi yaşta çocuk sahibi kadınların çalışabilmeleri ve ekonomilerine fayda sağlayabilmeleri adına kreş ve gündüz bakım evleri inşa etmekti. Bu sebep ile çalışma yerlerine (OSB'lere) yakın olarak uygulanacak olan kreş ve gündüz bakım evlerine çalışan kadınlar, mesai saatleri içerisinde çocuklarını güvenle emanet edebileceklerdir. Bu pilot uygulamanın Türkiye'deki 150 kadar OSB'ye yayılması ve özellikle çocuk sahibi olan kadınların mesleklerine, dolayısıyla da iş hayatı ve ekonomiye geri dönebilmeleri projenin büyük çerçevedeki amacıydı. 

Bu çerçevede vakıf tarafından açılan ulusal mimari proje yarışması gerek konusu gerekse amaçladığı esas/naif düşünce sebebiyle birçok mimar(lar)ın ilgisini çektiği gibi bizleri de heyecanlandırdı. Temel mimarlık öğretisinin amaçladığı bir mekan tasarımı vasıtası ile kamu yararını ön planda tutan sosyal bir amaca hizmet etmek, proje yarışmasına katılımımızdaki en önemli motivasyon öğesi olmuştu.

Yarışmayı düzenleyen kurum ve yardımcı organizasyonların konuyu ne kadar ciddiye aldıkları, gerek yarışmanın ve şartnamesinin hazırlanışında, gerekse oluşturulan jüri ve bu jürinin değerlendirme sürecinde kendini belli etmiştir. Bu hassasiyeti daha yarışma ilanında bizler gibi bir çok meslektaşımız da hissetmiş olacaklardır ki, hem katılımcı sayısından hem de proje sunumlarının kalitesinden böyle bir okuma net  bir şekilde yapılabilmektedir. Yarışmanın, düzenlendiği tarih itibariyle Türkiye tarihinde en çok şartname alınan ve en çok katılımın gerçekleştiği birkaç yarışmadan biri olduğunu biliyoruz. 

Bir çok ciddi ve değerli fikir arasından; akademisyen, teorisyen, tasarımcı, uygulamacı ve vakıf mensubu çok değerli kişilerden oluşan jürinin naçizane takdiri ile tasarladığımız proje birinci seçildi. Bu karar, sevindirici olduğu kadar, bir çok sorumluluğu da beraberinde getirmiş ve zorlu/keyifli bir sürecin başlangıcı olmuştur.

54147_render2.jpg

Yarışma sonrasında projenin, ekibimizin sorumluluğunda uygulanmasına karar verilmesi gurur verici olduğu kadar bizler için güven verici de olmuştur. Özel sektörde yer alan bir çok kurum ve kuruluş, bu tür yarışmaları bir tür fikir alma platformu olarak görür ve bu nedenle proje uygulama safhalarında genelde daha tecrübeli mimarlar/ofislerle çalışmayı tercih ederler. Mesleki pratiğin bu şekilde icra edildiği bir ortamda rahmetli hocamız Sayın Prof. Dr. Hakkı Önel önderliğindeki jürinin, yarışma sonrasında da projenin bizler gibi genç bir grup tarafından uygulanması adına gösterdikleri yenilikçi ve güven dolu çaba bizler gibi diğer genç meslektaşlarımızın da hem yarışmalara hem de sektör piyasasında var olabilmeleri adına teşvik edici olduğunu düşünmekteyiz.

Türkiye'de yarışmaların genel handikabı, yarışma sonrası süreçle ilgili problemlerin öngörülmemesidir. Maalesef bu handikap gerçekten tamamen iyi ve saf niyetlerle hazırlanmış bu organizasyon için de geçerliydi. Yarışmayı düzenleyen kurum/alt kurum/organizasyon her ne kadar ideal olanı öngörse de, kendilerinin bile proje ve sürecini değiştiremeyecek bazı kısıtlamalar/doneler ile karşılaşmaları kaçınılmazdı. Bunların başında yarışmayı açan firmanın resmi kurumlar ile proje üzerine imzaladığı protokoller, projenin tasarımının ve sürecinin haritasını daha uygulama safhasına geçilmeden belirlemişti. 

Yarışma esnasında belirmeyen/belirtilmeyen bu gerçekler/doneler mimari grup ile uygulayıcı firmanın masaya yeniden oturması, tasarım probleminin yeniden sorgulanmasına neden oldu. İşlerin bu şekilde yürüyeceği başta bilinmese de aslında bir bakıma gerçeklerle yüzleşip doğru bir amaç uğruna emek harcamanın bizler içinde en iyi yol olduğunu çabuk öğrenmiş olduk. Evet, yarışmanın birincisi olduğumuz için firma ile masaya oturma hakkını kazanmıştık (ki bir çok meslektaşımız yarışma kazanmasına rağmen Türkiye'de yarışma sonrası süreçlere geçememekte). Şimdi sıra, tasarım problemini tekrar masaya yatırıp, doğru parametreler çerçevesinde yeniden tasarlamaktı. Biz de öyle yaptık...

Borusan Vakfı, bazı bakanlıklar ile bu işe dair bir protokol imzalayarak yarışma sürecini başlatmıştı. Ancak iyi niyetle yarışma şartnamesini olabilecek en ideal ve doğrucu yöntemlerle hazırlamışlardı. Lakin şartname, işin gerçekte var olan birçok parametresini göz ardı etmişti. Her şeyden önce, uygulanacak olan projelerin kısıtlı bir bütçesi bulunuyordu. Kurum, sonunda bu bütçeyi neredeyse iki katına kadar esnetmek durumunda kalsa da yarışma şartnamesinde bahsedilen yapı ile örtüşmemekteydi. İkinci olarak ise, projenin uygulanacağı illerde yapılan araştırmalar neticesinde, kreşlerin hitap edebileceği çocuk sayısı şartnamedeki beklentilerin çok altındaydı. Bu da yapının zamanla kullanılmaz hale gelmesine ve atıllaşmasına yol açabilirdi. Bu nedenle kreşlerin kapasitesi, alanları ve programı üzerinde değişikliklere gidildi. İşletme giderleri de bir başka tasarım girdisi olarak karşımıza çıktı. Çünkü işletme giderleri iki yıldan sonra OSB'lerce karşılanacaktı, bu yüzden de finansal olarak tutarlı bir tasarım oluşturulmalıydı. Projelerin yapılacağı coğrafyadaki inşaat teknolojisinin yetersiz oluşu, malzemeye ulaşımın zor oluşu ve gerekli teknik kadro desteğinin bu bölgelerde alınamaması gibi bazı sıkıntılar da projenin tasarım sürecine ışık tutmuştur.

Yeni kreş tasarımı, ülkenin farklı bölgelerinde farklı üretici ve imalatçılar elinden çıkabilecek, bilindik yapı teknolojilerini dışlamayan, tam tersine kompakt mekan modeli olan bir yapıdır. Planlama, farklı yörelerde farklı programlara da ihtiyaç verebilmesi adına total mekan anlayışı ile esnek olarak tasarlanmıştır. Basit bir dikdörtgen formundaki yapı ortasından bir koridor ile omurgalandırılmış, bu koridorun bir tarafı tamamen yönetim, servis ve teknik alan gibi fonksiyonel mekanları oluştururken, diğer tarafı ise gerektiğinde bölünüp birleşebilen çok amaçlı sınıf mekanlarını oluşturmaktadır. Bu mekan kreşe yıl içinde kayıt yaptıran çocukların yaş ve sayısına göre bölümlenebilir, farklı fonksiyonlarda da kullanılmasına mahal verebilir. Bu esneklik de onun planlama ve kullanımdaki değişken yapısına uyum sağlayabilecek ölçüde basit ve sade bir kütle anlayışı ile dizayn edilmiştir. 

54147_foto2_S.jpg

Böylelikle farklı amaçlar için kullanılabilirliliği arttırılmıştır. Gerek yapım maliyeti, gerekse işletme giderleri göz önüne alındığında basit malzeme ile inşa edilmiş, biçimsel egolardan uzak, içe dönük ve sadece yeteri kadar hacim kullanan bir yapıdır."

Kaynak:

http://www.mimarizm.com/Haberler/haberdetay.aspx?id=54147&BultenID=88