Categories


Authors

Mimarlığın Kötü Çocukları ve Çin’in Yeni Yüzü

Mimarlığın Kötü Çocukları ve Çin’in Yeni Yüzü

image1.jpg

Çin’de yayınlanan China Daily gazetesinde yer alan bir makalenin (*) başlığı böyle: “Mimarlığın Kötü Çocukları ve Çin’in Yeni Yüzü”. Liu Yujie’nin yazdığı makalede, son dönemlerin küreselleşen dünyasında veya başka bir deyimle yaygınlaşan “neoliberal” koşullarda, Çin’in uluslararası ünlü “star” mimarlar için nasıl bir açık pazar haline geldiği ve buna duyulan tepkiler anlatılıyor.  Başta başkent Pekin olmak üzere Çin kentlerinde giderek çoğalan Batı özentisi “çılgın” projelerin eleştirildiği makalenin aşağıda geniş bir özetini bulacaksınız.

Kuşkusuz gerçekleştirilen yapılar artık ülkemiz kentlerindeki genel görünümün önemli birer parçası olmuşlardır. Ama şu soruyu da sormadan edemiyoruz: Çin, uluslararası pazara çıkmış mimarların marifetlerini göstereceği bir bayram yeri veya kötü tasarımların sınanacağı bir deneme tahtası mıdır? 

  • “Kuş yuvası “ diye adlandırılan Pekin Ulusal Stadyumu, İsviçre’den Herzog ve Muron tarafından tasarlanmıştır. 
  • Başkentteki Gösteri Sanatları Ulusal Merkezi, Fransız mimar Paul Andreu’nun tasarımıdır. 
  • Pekin’de kentin merkezi iş alanının göbeğinde yer alan CCTV Çin Devlet Televizyon Merkezi binasının tasarımcısı Hollanda’dan Rem Koolhas’dır
  • Başkentin yeni Havalimanı Terminal binalarını İngiltere’den Norman Foster tasarlamıştır.  

2000’li yılların başından itibaren uluslararası piyasada iş yapan mimarların tasarladığı yapılar Çin kentlerinde mantar gibi çoğaldı. Dünya kentlerinin “guru”ları olan bu mimarlar Çin’e  sadece ileri teknoloji ürünü yapılarını getirmekle kalmadılar, aynı zamanda bütün dünyanın dikkatini Çin’de yaptıkları uygulamalara çekmeyi başardılar. 

Küresel ana akım medyada Çin, yenilikçi mimari tasarımlar peşinde koşan bir açık pazar olarak gösterilmektedir. Bu durum başlangıçta, bu tür yapıların tasarımı ile uğraşan mimarların memnun olacağı olanaklar getirmiştir. Ama daha sonra, ülkenin aşırı iddialı ve yerel gerçeklikleri dikkate almayan projeler için bir deneme tahtası gibi görülmekte olduğuna ilişkin kuşkular ve eleştiriler yoğunlaşmaya başlamıştır. 

Gerçekten de bugün Çin, insanlık tarihinin muhtemelen en büyük kentsel projelerinin uygulanabilmesine elverişli bir düşünce ortamına ve bu projeleri gerçekleştirmek için gerekli parasal kaynaklara sahiptir. Böylesi koşullar dışarıdan gelecek “star” mimarlar için önemli bir motivasyon nedeni olmuştur.

Ancak Tsinghua Üniversitesinin deneyimli öğretim üyelerinden eleştirmen Peng Peikeng, , Çin’in bu türden “görkemli” çağdaş yapılara olan düşkünlüğünden pek de olumlu olmayan bir biçimde yararlanan bazı çok ünlü mimarlara duyulan tepkiyi dile getirmektedir.  Ülkede son yıllarda inşa edilen yapıların birer deneysel mimarlık ürünü olduğunu belirten Peng şöyle diyor:

“Mimarlığın Nobel’i sayılan Pritzker ödülü, ‘sağlam’, ‘kullanışlı’ ve ‘güzel’ yapıları tasarlayan mimarlara verilir. Bu ölçütler dünyada geniş bir kabul görmüştür. Ama ne yazık ki bugün Çin’de yabancı mimarlar eliyle gerçekleştirilen çoğu yapı, bu ölçütleri karşılamaktan uzaktır. 

“Yabancıların getirdiği tasarımların çoğu, kent planlama ilkelerine ve sürdürülebilir gelişme koşullarına aykırılıkları ve yüksek maliyetleri nedeniyle kendi ülkelerinde itibar görmeyecek tasarımlardır. Bu nedenle şu an her önüne gelen, ne görünüşte ne biçimde olursa olsun, sözde ‘kentsel anıt yapı’ önerisine açık olan Çin’e proje yapmaya çalışıyor. Burada sadece mimarları suçlamamak gerekir. Onlardan, kentteki diğer yapılardan oluşan doku içinde farklılık yaratacak binalar tasarlamaları isteniyor.”

Dünyanın en büyük sanat müzesi olacağı söylenen Çin Ulusal Sanat Müzesi için geliştirilen proje yoğun tartışmalara neden olmuştur.  Pekin Olimpiyat Parkındaki Ulusal Stadyumun yanına inşa edilecek bu müzenin, buraya daha önce yapılmış olan CCTV binasına benzer garabette bir bina olacağından endişe edilmektedir. 

Yeni ve ‘göz kamaştırıcı’ binalara duyulan önlenemeyen arzular, Çin’in yakın geçmişinden kaynaklanıyor. 

Çin Bilimler Akademisi ve Mühendislik Akademisi üyesi deneyimli bir mimar olan Wu Liangyong’a göre,  Çin’deki mimarlık anlayışı uzun bir süre SSCB’deki karizmatik bireysel tasarım eğilimlerini dizginleyen tutumlardan etkilenmiştir.  Şimdi ise, ‘avangart’, ‘şık’ ve ‘yeni’ şeylere duyulan bir beğeni patlaması yaşanmaktadır. Bu yöndeki tercihleri gerçekleştirmek için gerekli maddi birikim de, Çin’de son 20 yılda uygulanan ekonomik reformlar ve açılımlar sayesinde yaratılmış durumdadır. 

Ortama egemen olan“başkalarından farklı bir şeyler yapma” hevesi bazen acayip yapıların ortaya çıkmasına da neden oluyor.  Örneğin Yasak Şehir’in yakınlarında inşa edilen 12 katlı Jingya Restoran’ın cephelerindeki “farklı” görünüşün “okyanusun müthiş gücü”nü yansıttığı söylenmiştir. Yapının tasarımcısı Amerikalı mimar Raimund Abraham, mal sahibinin kendisinden “başkentteki en etkileyici bina”yı yapmasını istediğini anlatıyor. 

Diyelim mimar bu isteği yerine getirdi ve mal sahibini memnun etti ama acaba kente yaşayanlar bundan memnun mu? Konuştuğumuz her 10 kişiden en az 9’u, restoran cephesini ilk gördüklerinde dehşete kapıldıklarını ve çoğu kişi de hâlâ bu binayı beğenmekte zorlandıklarını söylemiştir. 

image2.jpg


Jingya Restoran’ın bulunduğu caddedeki bir apartmanda oturan 43 yaşında bir hanım şöyle diyor: “Binanın tam anlamıyla bana acayip gelen bir görünüşü var. Çevresinden o kadar kopuk ki, güzel veya çirkin olduğunu bile söyleyemiyorum.”

Herhalde geriye çekilip kentlerimize egemen olan bu genel manzaraya daha nesnel gözlerle bakmanın zamanı geldi. Çin’de yaşanan hızlı kentleşmeye uygun nasıl bir mimari istiyoruz? 

Çinli mimarların çoğu, son inşa edilen iki yapıyı, birbirinin karşıtı iki farklı yaklaşımı yansıtan örnekler olarak gösteriyorlar. Söz konusu binalar, Şangay’daki Jin Mao gökdeleni yapısı ile Pekin’deki CCTV yapısı. Bu iki simgesel yapı, Doğu ile Batının, eski ile yeninin, biçim ile işlevin nasıl bağdaştırılabileceği konusunda, iyi ve kötü uygulamalara birer örnek oluşturuyor. 

Chicago merkezli SOM Mimarlığın tasarladığı Jin Mao gökdeleni, geçmişte inşa edilen geleneksel Suzhou kule yapısının zarafetini yansıtmaktadır. Bu, hem uzmanlarca, hem de Şangaylılar tarafından dile getiriliyor. 

Bunun tam tersine, Hollandalı usta Rem Koolhaas’ın tasarladığı yeni CCTV binası, mimarlık eleştirmenlerinin ağır eleştirilerine hedef olmuştur. Kaba bir benzetmeyle “kısa paçalı don” diye nitelendirilen ilgisiz görünüşü ve 785 milyon dolarlık aşırı maliyeti ile bu yapının “Çinlileri aşağılayıcı” bir uygulama olduğu ifade edilmektedir.

image3.jpg

 

Wu Liangyong, “Çin, yapılacak bir binanın maliyetini göz ardı edecek kadar zengin bir ülke değildir. Umarım benim öğrencilerim gelişmekte olan bir ülke için böylesine sorumsuz tasarımlar önermezler” diyor. 

Bazı Çinli mimarlar, geleneksel mimarlığı yeniden keşfetmenin çağrısını sıkça dile getirmektedirler. 

“Urbanus Mimarlık”tan Liu Xiaodu,  Guangzhou’da tasarladığı dairesel formdaki toplu konut projesinde, komşu Fujian ilinde Hakka halkının yaptığı geleneksel “tulou” konut yapılarından geniş ölçüde etkilenmiştir. Bu tasarım, kentlere göçen nüfus için yapılan ve güçlü bir kolektif odak özelliği taşıması beklenen toplu konut projelerinde geleneksel yerel mimarlıktan nasıl yararlanılacağını gösteren iyi bir örnektir. 

Çin İletişim Üniversitesinden profesör Wu Xuefu, öğrencileriyle birlikte ülkeyi dolaşmakta, geleneksel Çin konutlarına ilişkin görsel veri toplamakta ve Çin’e özgü bir estetik anlayışı araştırmaktadır. Profesör şöyle demektedir: “İnanıyoruz ki Çin’de artık yabancıların ürettikleri şeylere tapınmanın sonu gelmiştir. Şimdi sahip olduğumuz en iyi değerleri dış ülkelere ihraç etmenin zamanıdır. Ama önce kendimizi yeterince tanımalıyız.” 

Ancak bu ulusalcı duygulara dayanan öfkeli söylemlerin yanı sıra bir de madalyonun öteki yüzü var. Yabancı mimarlar, olgunluk düzeyine erişmiş belirli bir birikimi ve teknolojiyi de beraberlerinde getirmektedirler. Öte yandan bu “yabancı istilası” denilen olgunun, yerel beceri sahipleri üzerinde kışkırtıcı, onları yeni şeyler önermeye yönelten bir etkisi de söz konusudur. 

Çin Merkezi Güzel Sanatlar Akademisi (CAFA) Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Wang Shu, yıllar önce Almanya’dan GMP Mimarlığın tasarlamakta olduğu Ningbo Müzesi projesini üstlenmeyi başarmıştı. Shu diyor ki: “Geçmişte Çinli mimarlar, müze veya gösteri sanatları merkezi gibi binaları tasarlama konusunda kendilerine pek güvenemiyorlardı. Yabancı ortaklarla birlikte çalışarak ileriye doğru büyük adımlar attık. Şimdi ortada bir yarışma – rekabet havası olması çok iyi. Böylelikle daha ileriye doğru bir gelişmeyi gerçekleştirebiliriz ve bu arada kendimize özgü karakteristiklerimizi gözden geçirebiliriz.”

Mimarı tasarım bir meslek olarak Batıda 500 yıldır varlığını sürdürüyor. Çin’de ise neredeyse 30 yıllık kısa bir geçmişe sahip. 

Asya’da belki, 1860’ların sonunda Meiji döneminde Batı mimarlığı ile tanışan ve yapılı çevresini bu doğrultuda etkilenmelerle değiştiren Japonya’ya bakabiliriz. Meiji döneminin yöneticileri her ne kadar Batılı mimarlara iş vermişlerse de, kendi kültürlerini korumaya ve bunu inşa ettikleri çağdaş yapılara yansıtmaya özen göstermişlerdir. Bu tutum, Kenzo Tange, Kisho Kurukawa, Tadao Ando, Toyo Itob ve Kazuyo Sejima gibi mimarların yetişmesine giden yolu açmıştır. 

Profesör Wang Shu, alınması gereken bir hayli yol olsa da, Çinli mimarların kısa zaman içinde uluslararası tasarım alanında yerlerini alacakları konusunda iyimser. Yapılması gereken ilk işlerden biri, eskiden beri süregelen eğitim sorunun çözülmesi. 

Wang son yıllarda mimarlık fakültelerine öğrencilerin gösterdiği ilginin artmasını olumlu buluyor ama şunları da ekliyor: “Sadece mimar sayısının artması yeterli değil. Kendi estetik sistemimizi ve eğitim yöntemlerimizi oluşturmamız gerekiyor.”

CAFA’da verdiği derslerde Wang, Batı çizim teknikleri kadar geleneksel Çin kaligrafisi üzerinde de duruyor.  Wang, “kaligrafi yoluyla mekân ve formun nasıl algılanabileceği ve kurgulanabileceğini kavrayabiliriz” diyor. Profesör aynı zamanda hükümet yetkililerinden yerel mimarlık firmalarına yabancı firmalarla eşit fırsatlar tanınmasını istiyor. 

Profesör Wang Shu, medyadan da acayip görüntülü binaların reklamını yapmamalarını ve bu binaları kamuoyuna olumlu örnekler olarak göstermekten vazgeçmelerini istiyor. 

(*) “Bad Boys Architects and China’s New Face”, China Daily, 16 Ekim 20111 

Ali Artun'dan "Emlak Sanat Karması"

Ali Artun'dan "Emlak Sanat Karması"

Sosyal Konutların Geleceği Nasıl Olacak?

Sosyal Konutların Geleceği Nasıl Olacak?