Paris'te Üç Sergi III: Erkek Çıplak

Ali Artun

Eğer Foucault'nun "disiplin toplumu" ile ne kastettiğini yaşamak istiyorsanız, ille de hapishaneye veya tımarhaneye düşmeniz gerekmez. Paris'te müzeye gidin. Kalabalıkların sanata duyduğu ilginin nasıl saygılı bir itaat ilişkisine büründürüldüğünü görürsünüz. Müzeye karşı teslimiyet, müzenin sekülerleşmeyle yerini aldığı tapınağa karşı duyulan teslimiyetin çok ötelerinde. Öyle tapınak gibi ziyaretçisine her daim açık olan, ona korunak sağlayan bir mekân hiç değil. Disiplin baskısı daha müze dışında başlıyor. İnsanlar, ister soğuktan donsun, ister sıcaktan bunalsın, sergiler açılana kadar bariyerler boyunca yılankavi kuyruklar oluşturarak müze dışında beklemek zorunda. Oysa büyük giriş salonları var. Ama hayır... Sinemalara girişte de aynı disipline uymak zorundasınız. Filmler başlayana kadar sinema kapılarında kaldırımları kesen dizi dizi kuyruklar boyunca hizaya sokuluyorsunuz. Müzeden içeri girmeyi başardıktan sonra sizi duvarlar yönlendirir ve grafikler. Sergiye girdikten sonra ise, teşhir düzenine göre ilerlersiniz. Eserlerin sırası, etiketler, numaralar sizi yola sokar. Ve doğru yolda mısınız? Güvenlik görevlileri, kameralar, alarmlar izler ve denetler. Şimdilerde bütün bunlara bir deaudioguidelar eklendi. Sonuçta her şey sizin yaşayacağınız estetik deneyimi, düşünseme etkinliğini yönetmek; duyularınızın ve zihninizin özgürce işlemesini denetlemek üzerine tasarlanmış.

Müze mimarlığının sanatın anlamlandırılması üzerindeki gücü, 19. yüzyılın modern müzelerinden bu yana zayıflamış değil. Modern müzeler, modern sanat tarihi anlatısını kuran rasyonel tasnif düzenini ve estetik hiyerarşiyi mimarileştiriyordu. Kilise ve saraylardan gelen aynı resimler ve heykeller, bu mimari ortamda artık tanrıyı, azizleri ve hükümdarları değil, tam aksine onlara karşı örgütlenen "insanlığın", ulusların ve devletlerin gücünü sahneliyordu. Pencereler, kapılar ve duvarlar modern sanat disiplininin fasıllarına göre açılıp kapanıyordu. Müzeyi gezerken, modern küratoryal dogmanın arkitektoniğine göre ilerliyordunuz, adım atıyordunuz. Onun politikası sizin bütün biyolojinize siniyordu.

Müze sergilerinin kronolojiler ve stiller yerine "tema"lara bağlı bir sınıflandırma disiplinine bağlı olduğu çağdaş küratoryal mantık, aksi iddia edilse de modern versiyonundan daha liberal değil. Çünkü, izlediklerinizi nasıl anlamlandıracağınız sıkı bir enformasyon dayatmasıyla, markalandırma teknikleriyle size dikte ediliyor. Temaları bildiren duvar yazıları, eserlerin "mesaj"larını söken 'kullanma kılavuzları', projeksiyonlar, broşürler, kataloglar, vs. sayesinde bir iletişim taarruzuna maruz kalıyorsunuz. Bilgi enformasyona, müze aurası medyaya dönüşüyor. Masculine-Masculine sergisinde izlediğimiz gibi peygamberler Adem ve İsa "çıplak erkek" olarak temalaşıyor; medyatize oluyor.

  Pierre et Gilles ve Bouguereau

Pierre et Gilles ve Bouguereau

Şu sıralarda Paris müzelerinin en popüler sergisi Musée d'Orsay'daki Masculine-Masculine: 1800'den Günümüze Sanatta Erkek Çıplak. Müze önünde ve içinde yaşanan mahşer dolayısıyla izlemek için en fazla eziyet çekilen sergi de şimdilik bu. Serginin duyurusu diğer sergilerinki gibi gene fena halde iddialı:Masculine/Masculine, 2012 yılında Viyana'da Leopold Müzesi'nde düzenlenen sergiden sonra konusundaki ilk sergi. "Musée d'Orsay, kendi koleksiyonlarının ve diğer kamusal koleksiyonların zenginliklerinden yararlanarak, erkek çıplağın sanattaki bütün cephelerinin ve anlamlarının keşfedilmesine sosyolojik ve felsefî bir yaklaşım sunuyor."[1] Oysa iddiaların aksine, Masculine/Masculine, sanatın çıplak erkekle olan tarihsel saplantısını, ne görsel ne de düşünsel olarak kuşatmaktan son derecede uzak. Çünkü müze sergiyi kurarken, büyük ölçüde 19. yüzyıl Fransız akademizimiyle sınırlı olan kendi stoklarıyla yetinmiş ve ister istemez sanat tarihini bu stille sınırlıyor, yani saptırıyor. İkincisi sergi, sanat tarihi bağlamında ne estetik, ne de cinsiyetçilik yönünden yeni bir takım açılımlar sunuyor; perspektifsiz. Zaten konuyu tarihselleştirmek yerine güncelliyor; tarihten arındırıyor.

Haber'in devamı için,lütfen siteyi ziyaret ediniz.

Source: http://www.e-skop.com/skopbulten/pariste-u...