En "Birincisi" Ak Saray; En Pahalı, En Büyük, En...

Başbakanlık Hizmet Binası, nam-ı diğer Ak Saray'ın (ya da Kaç-Ak Saray) ülke hatta dünya gündeminde sıkça yer aldığı şu günlerde, özellikle sosyal medyada, yapıyla ilgili farklı fotoğraflar, görseller ve kolajlar yer almakta. Bunlardan biri de Ömer Kanıpak (O2 Visual Research) tarafından hazırlanan ve Ak Saray-Beyaz Saray ikilisini hem yapı toplam bütçesi hem de devlet bütçesi açısından karşılaştıran grafik:

Kanıpak, bu grafik ile birlikte yayınladığı Ak Saray ile ilgili yazısında yapıyı "giydirilmiş masa ve sandalyelere" benzetiyor ve devam ediyor: " Sadece politikacıların değil toplum oluşturan bireylerin genel hayata bakışı ve felsefesi de yapay görüntülerle dolu bu ortamın canlı tutulmasında önemli bir etken.  “Giydirilmiş” masa ve sandalyelerde strafordan yapıldığı halde kesiliyormuş gibi yapılan düğün pastalarının yeniliyormuş gibi yapıldığı evlilik törenlerinin yaygın olduğu bir coğrafyada mantolanmış binalar, kılıflı cepheler, taklit yapılar görmekte bir gariplik yok. Her türlü yapısal kusuru kapatmak için binlerce çeşitte kaplama malzemesi piyasada bulunmakta. Detay çözümlerinin tamamı işini düzgün yapmayan işçi ve ustaların hatalarını kapatmak üzere icat edilmiş; duvarcının hatasının sıvacı, sıvacınınkini boyacı, boyacınınkini dekorasyoncu kapatmakta. Derz çıtaları, süpürgelikler, envai çeşit malzemeden kaplamalar, duvar kağıtları, ahşap görünümlü plastik levhalar, PVC cepheler, strafor söveler ve benzeri yüzlerce kusur örtücü malzeme inşaat sektöründe fazlası ile itibar görmekte. Güzelliği kendinden menkul brüt beton için bile taklit sıvalar, tuğla duvar görünümlü kabartma plastik duvar malzemeleri dekoratörlerin emrinde. Parlak kumaşlarla çirkin ve ergonomik olmayan sandalyeler süslenirken ahşap görünümlü sentetik panellerle de kullanışsız apartmanlar kaplanmakta Depremde çatlamış binayı strafor sövelerle süsleyerek yeni gibi gösterip daha yüksek bir fiyata satmaya çalışanların başbakanlık binasının en pahalı mermerlerle kaplanmasını yadırgayacağını bekleyemeyiz herhalde. Tam da bu yüzden Türkiye’den 18 kat büyük bütçeye sahip ABD’nin iki asırdır kullandığı Beyaz Saray’a özenen ama onun iki katı büyüklüğünde 1000 odalı bir başbakanlık sarayına ihtiyacımız olup olmadığı değil onun hangi mermerle hangi stilde nasıl kaplandığı tartışma konusu olabiliyor. İspatlanması her ne kadar imkansız olsa da toplumdaki riyakarlık ve kaplama kültürü ile yoğrulmuş estetik anlayışı arasında doğrudan bir ilişki olduğu kesin."

Yapının inşaatının tamamlanması, tanıtım videosunun yayınlanması ve AKP cephesinden yapıyla ilgili "övgü" dolu sözlerin çokça dile getirilmesinin ardından kamuoyunda giderek daha fazla yer almaya başlayan Ak Saray farklı karşılaştırmaların öznesi olmaya devam etmekte. bU Bu amaçla yapılan grafiklerin belki de en kapsamlı olanı genç mimarlık ofisi Super Eight tarafından hazırlandı. Dünyadaki farklı sarayları bir araya getiren grafikte söz konusu yapıların toplam yapı alanı, maliyet, fonksiyonu, yapım tarihi ve ülkelerdeki kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla yer almakta.

Super Eight projeyi şöyle anlatıyor:

"Yeni yapılan Cumhurbaşkanlığı Konutu hakkında son günlerde yapılan boyut tartışmaları her vatandaş gibi bizim de ilgimizi çekiyordu. Kişisel ve mesleki merakımızdan konuyla ilgili bir araştırma yapmayı uygun gördük. Acaba Cumhurbaşkanlığı "Sarayı" diğer ülkelerde nasıl ölçeklerde idi? Devlet başkanlarının veya kraliyet ailelerinin resmi konut ve çalışma ofisi olarak belirtilen yapıların Google Earth üzerinden aynı ölçekte görüntülerini alarak vektörel olarak çizdik ve basitçe taban alanlarını oluşturduk. Tabi ki bu yapılar üçüncü boyutta da yükseldiği için toplam inşaat alanlarını da altına bilgi olarak ekledik. Birincilik yine de Ankara'da kaldı. Bu araştırmaları yaparken bazı yan sorular aklımıza takıldı; araştırmaya konu olan binaların bazıları gerçekten, yapım tarihi ve amacı itibariyle orijinal saraylardı, ve bir kısmının aslında yalnızca seremoni amacıyla kullanıldığını görmek bizi bir nebze, başkaları adına da olsa mutlu etti.

Ankara'daki yapı da bir "saray" olduğu için, bu yüzyılda yapılan başka saray var mıdır diye merak ettik ve binaların yapım tarihlerini de inceledik. Geçtiğimiz yüzyılda inşa edilmiş dört yapının ölçeği ve ait oldukları ülkelerin sosyokültürel aidiyeti ilgi çekici görünüyor.

Son olarak ise, yapıların ölçekleri ile inşaat bütçesinin paralellik göstereceğini düşünerek, bu yapılara harcanan para ile ilgili ülkelerdeki kişi başına düşen gayrisafi milli hasılayı karşılaştırdık. Sıralamayı en yüksekten en düşüğe gösterdiğimiz imajda, Brunei istisnası dışında, sonlara doğru kişi başı hasıla düşmesine rağmen artan yapı ölçeklerini görmek üzücü oldu.

Tartışıyor olduğumuz bu konuyu sayısallaştırmak ve normalize edilmiş bir şekilde kıyaslama yapmak bizim için beklenmedik sonuçlar çıkarmadı, ama çapraz karşılaştırmaların ortaya koyduğu sonuçlar ile tahminlerimizi pekiştirdi. Yeni Türkiye'nin devlet vizyonu, belli ki, "Benimki daha büyük"çüler kategorisindeymiş, bir kez daha gördük."

Kaynak:

http://www.arkitera.com/haber/23400/kimin-baskanlik-sarayi-daha-buyuk

http://www.omerkanipak.com/2014/06/02/yeni-basbakanlik-sarayi-ve-giydirilmis-sandalyeler/

http://super-eight.com/footprints-of-things/

Bir Yarışma ve Uygula(ma)ma Süreci: Borusan Neşe Fabrikası

Aşağıdaki yazı, 2013 yılında Borusan ve Aile, Politika ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile ortak olarak geliştirilen "Annemin İşi, Benim Geleceğim" programı kapsamında düzenlenen "Neşe Fabrikası" adlı Organize Sanayi Bölgeleri'nde Kreş ve Gündüz Bakımevi Ulusal Mimari Proje Yarışması'nda birinci seçilen projenin müelliflieri Hakkı Can Özkan ve Serdar Köroğlu tarafından kaleme alınmıştır. Yazı, projenin uygulama süreçlerini anlatmakla birlikte yarışmayla elde edilen projelerde tasarım-uygulama sürecinin gerçekliğini ortaya koyar niteliktedir. 

Yazıyı okumadan önce birinci seçilen projeyi incelemeniz tavsiye edilmektedir:

http://www.mimarizm.com/Yarismalar/Detay.aspx?id=53024&Page=2


"Borusan Neşe Fabrikası, 2013 yılında Borusan Kocabıyık Vakfı'nın "Annemin İşi Benim Geleceğim" adlı sosyal sorumluluk projesi dahilinde ortaya çıkmıştı. Amacı, kadın istihdamı oranının düşük olduğu 10 farklı ilin 10 Organize Sanayi Bölgesi'nde, özellikle okul öncesi yaşta çocuk sahibi kadınların çalışabilmeleri ve ekonomilerine fayda sağlayabilmeleri adına kreş ve gündüz bakım evleri inşa etmekti. Bu sebep ile çalışma yerlerine (OSB'lere) yakın olarak uygulanacak olan kreş ve gündüz bakım evlerine çalışan kadınlar, mesai saatleri içerisinde çocuklarını güvenle emanet edebileceklerdir. Bu pilot uygulamanın Türkiye'deki 150 kadar OSB'ye yayılması ve özellikle çocuk sahibi olan kadınların mesleklerine, dolayısıyla da iş hayatı ve ekonomiye geri dönebilmeleri projenin büyük çerçevedeki amacıydı. 

Bu çerçevede vakıf tarafından açılan ulusal mimari proje yarışması gerek konusu gerekse amaçladığı esas/naif düşünce sebebiyle birçok mimar(lar)ın ilgisini çektiği gibi bizleri de heyecanlandırdı. Temel mimarlık öğretisinin amaçladığı bir mekan tasarımı vasıtası ile kamu yararını ön planda tutan sosyal bir amaca hizmet etmek, proje yarışmasına katılımımızdaki en önemli motivasyon öğesi olmuştu.

Yarışmayı düzenleyen kurum ve yardımcı organizasyonların konuyu ne kadar ciddiye aldıkları, gerek yarışmanın ve şartnamesinin hazırlanışında, gerekse oluşturulan jüri ve bu jürinin değerlendirme sürecinde kendini belli etmiştir. Bu hassasiyeti daha yarışma ilanında bizler gibi bir çok meslektaşımız da hissetmiş olacaklardır ki, hem katılımcı sayısından hem de proje sunumlarının kalitesinden böyle bir okuma net  bir şekilde yapılabilmektedir. Yarışmanın, düzenlendiği tarih itibariyle Türkiye tarihinde en çok şartname alınan ve en çok katılımın gerçekleştiği birkaç yarışmadan biri olduğunu biliyoruz. 

Bir çok ciddi ve değerli fikir arasından; akademisyen, teorisyen, tasarımcı, uygulamacı ve vakıf mensubu çok değerli kişilerden oluşan jürinin naçizane takdiri ile tasarladığımız proje birinci seçildi. Bu karar, sevindirici olduğu kadar, bir çok sorumluluğu da beraberinde getirmiş ve zorlu/keyifli bir sürecin başlangıcı olmuştur.

54147_render2.jpg

Yarışma sonrasında projenin, ekibimizin sorumluluğunda uygulanmasına karar verilmesi gurur verici olduğu kadar bizler için güven verici de olmuştur. Özel sektörde yer alan bir çok kurum ve kuruluş, bu tür yarışmaları bir tür fikir alma platformu olarak görür ve bu nedenle proje uygulama safhalarında genelde daha tecrübeli mimarlar/ofislerle çalışmayı tercih ederler. Mesleki pratiğin bu şekilde icra edildiği bir ortamda rahmetli hocamız Sayın Prof. Dr. Hakkı Önel önderliğindeki jürinin, yarışma sonrasında da projenin bizler gibi genç bir grup tarafından uygulanması adına gösterdikleri yenilikçi ve güven dolu çaba bizler gibi diğer genç meslektaşlarımızın da hem yarışmalara hem de sektör piyasasında var olabilmeleri adına teşvik edici olduğunu düşünmekteyiz.

Türkiye'de yarışmaların genel handikabı, yarışma sonrası süreçle ilgili problemlerin öngörülmemesidir. Maalesef bu handikap gerçekten tamamen iyi ve saf niyetlerle hazırlanmış bu organizasyon için de geçerliydi. Yarışmayı düzenleyen kurum/alt kurum/organizasyon her ne kadar ideal olanı öngörse de, kendilerinin bile proje ve sürecini değiştiremeyecek bazı kısıtlamalar/doneler ile karşılaşmaları kaçınılmazdı. Bunların başında yarışmayı açan firmanın resmi kurumlar ile proje üzerine imzaladığı protokoller, projenin tasarımının ve sürecinin haritasını daha uygulama safhasına geçilmeden belirlemişti. 

Yarışma esnasında belirmeyen/belirtilmeyen bu gerçekler/doneler mimari grup ile uygulayıcı firmanın masaya yeniden oturması, tasarım probleminin yeniden sorgulanmasına neden oldu. İşlerin bu şekilde yürüyeceği başta bilinmese de aslında bir bakıma gerçeklerle yüzleşip doğru bir amaç uğruna emek harcamanın bizler içinde en iyi yol olduğunu çabuk öğrenmiş olduk. Evet, yarışmanın birincisi olduğumuz için firma ile masaya oturma hakkını kazanmıştık (ki bir çok meslektaşımız yarışma kazanmasına rağmen Türkiye'de yarışma sonrası süreçlere geçememekte). Şimdi sıra, tasarım problemini tekrar masaya yatırıp, doğru parametreler çerçevesinde yeniden tasarlamaktı. Biz de öyle yaptık...

Borusan Vakfı, bazı bakanlıklar ile bu işe dair bir protokol imzalayarak yarışma sürecini başlatmıştı. Ancak iyi niyetle yarışma şartnamesini olabilecek en ideal ve doğrucu yöntemlerle hazırlamışlardı. Lakin şartname, işin gerçekte var olan birçok parametresini göz ardı etmişti. Her şeyden önce, uygulanacak olan projelerin kısıtlı bir bütçesi bulunuyordu. Kurum, sonunda bu bütçeyi neredeyse iki katına kadar esnetmek durumunda kalsa da yarışma şartnamesinde bahsedilen yapı ile örtüşmemekteydi. İkinci olarak ise, projenin uygulanacağı illerde yapılan araştırmalar neticesinde, kreşlerin hitap edebileceği çocuk sayısı şartnamedeki beklentilerin çok altındaydı. Bu da yapının zamanla kullanılmaz hale gelmesine ve atıllaşmasına yol açabilirdi. Bu nedenle kreşlerin kapasitesi, alanları ve programı üzerinde değişikliklere gidildi. İşletme giderleri de bir başka tasarım girdisi olarak karşımıza çıktı. Çünkü işletme giderleri iki yıldan sonra OSB'lerce karşılanacaktı, bu yüzden de finansal olarak tutarlı bir tasarım oluşturulmalıydı. Projelerin yapılacağı coğrafyadaki inşaat teknolojisinin yetersiz oluşu, malzemeye ulaşımın zor oluşu ve gerekli teknik kadro desteğinin bu bölgelerde alınamaması gibi bazı sıkıntılar da projenin tasarım sürecine ışık tutmuştur.

Yeni kreş tasarımı, ülkenin farklı bölgelerinde farklı üretici ve imalatçılar elinden çıkabilecek, bilindik yapı teknolojilerini dışlamayan, tam tersine kompakt mekan modeli olan bir yapıdır. Planlama, farklı yörelerde farklı programlara da ihtiyaç verebilmesi adına total mekan anlayışı ile esnek olarak tasarlanmıştır. Basit bir dikdörtgen formundaki yapı ortasından bir koridor ile omurgalandırılmış, bu koridorun bir tarafı tamamen yönetim, servis ve teknik alan gibi fonksiyonel mekanları oluştururken, diğer tarafı ise gerektiğinde bölünüp birleşebilen çok amaçlı sınıf mekanlarını oluşturmaktadır. Bu mekan kreşe yıl içinde kayıt yaptıran çocukların yaş ve sayısına göre bölümlenebilir, farklı fonksiyonlarda da kullanılmasına mahal verebilir. Bu esneklik de onun planlama ve kullanımdaki değişken yapısına uyum sağlayabilecek ölçüde basit ve sade bir kütle anlayışı ile dizayn edilmiştir. 

54147_foto2_S.jpg

Böylelikle farklı amaçlar için kullanılabilirliliği arttırılmıştır. Gerek yapım maliyeti, gerekse işletme giderleri göz önüne alındığında basit malzeme ile inşa edilmiş, biçimsel egolardan uzak, içe dönük ve sadece yeteri kadar hacim kullanan bir yapıdır."

Kaynak:

http://www.mimarizm.com/Haberler/haberdetay.aspx?id=54147&BultenID=88



İsyankar Mimari

İsyankar Mimari” : El Cezire televizyonunda “Bir Başka Mimarlık” anlatılıyor.

Tasarımı bir direniş ve eylem biçimi olarak kullanan mimarları ve çalışmalarını anlatan yeni bir dizi El Cezire televizyonunda gösterime girdi. “İsyankar Mimari” (Rebel Architecture) adlı dizi, mesleğini sınırlı bir seçkinler grubuna değil, çoğunluğu oluşturan yoksul kitlelere hizmet için uygulayan ve dünyanın değişik bölgelerinde kentleşme, çevre sorunları ve toplumsal sorunlarla bu doğrultuda mücadele eden mimarları konu alıyor.  Bir diğer deyişle dizide “Başka Bir Mimarlık Mümkün” sloganını yaşama geçiren uygulamalar anlatılıyor.

Yarımşar saatlik 6 ayrı bölümden oluşan dizi, Vietnam’da, Nijerya’da, İspanya’da, işgal altındaki Filistin’de ve Brezilya’da çalışan 6 mimarın yaptıklarına odaklanıyor. 

Dizinin ilk bölümünde çalışmaları anlatılan İspanyol mimar Santi Cirugeda “İnsanlar günümüz mimarlığıyla genellikle ‘aman ne güzel bina’ veya ‘ay ne sevimli bir proje’ düzeyinde ilgileniyorlar. Mimarlık bunun çok daha ötesinde olmalıdır” diyor. Cirugede’nın çalışmaları, insanların konut ihtiyaçlarını Sevilla kentinin terk edilmiş kentsel alanlarında doğrudan kendileri üreterek karşılamasını amaçlıyor, oysa bu İspanya’da yasal değil. 

 “İsyankar Mimari” dizisinin diğer bölümlerinden birinde Pakistan’ın ilk kadın mimarlarından ve afet bölgelerine yapılan acil barınakların üretiminde uzmanlaşmış olan Yasmeen Lari tanıtılıyor.

Bir diğer bölümde İsrail’in Filistin’i işgalinde mimarlığın rolünü irdeleyen ve savaşların kentler üzerindeki tahribatına ilişkin çalışmaları olan Eyel Weizman ve sürdürdüğü çalışmalar ele alınıyor.  Weizman, 2010 yılında Ankara’da yapılan Mimarlığın Sosyal Forumuna konuşmacı olarak katılmıştı.

Vietnamlı mimar Vo Trong Nghia’nın çalışmaları El Cezire’nin “İsyankar Mimari” dizisinin bir başka bölümünü oluşturuyor.  Vo Trong Nghia, ülkenin en yoksul bölgelerinde çevresel açıdan sürdürülebilir düşük maliyetli konutlar tasarlanmasını amaçlayan çalışmalar yürütüyor.

Dizide, Nijerya’nın su kıyılarındaki kalabalık gecekondu yerleşmeleri için yüzen konutlar tasarlayan mimar  Kunlé Adeyemi’nin çalışmalarını da izleyebileceksiniz. Bu konutlar, barınma gereksinimi karşılamanın yanı sıra bölgede sık sık meydana gelen su baskınlarına karşı da bir önlem olarak tasarlanmış.

El Cezire’nin yayınladığı dizinin bir başka bölümünde Brezilya’dan bir örnek üzerinde duruluyor.  Ülkenin en büyük gecekondu yerleşmesi olan Rocinha’da Ricardo de Oliveranın tasarladığı ve inşa ettiği 100’den fazla yapı bu bölümün konusu. Olivera alaylı bir mimar, bir mimarlık okulunda eğitim görmemiş ve Rocinha’da yaşıyor.

El Cezire’nin program direktörü Giles Trendle, yayınladığı bir basın açıklamasında “bu dizi kafalarımızdaki alışılmış mimarlık ve tasarım kavramlarına ve bu konuların medyada ele alınış biçimlerine karşı, köklü değişikler getiren farklı yaklaşımları sergiliyor” dedi. 

18 Ağustos 2014 22.30 GMT saati ile yayınlanmaya başlanacak dizinin fragmanı için lütfen tıklayınız.

Diziyle ilgili ayrıntılı bilgiye aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

http://www.aljazeera.com/programmes/rebelarchitecture/

http://www.aljazeera.com/programmes/rebelarchitecture/2014/06/architecture-violence-2014629113556647744.html

http://www.aljazeera.com/programmes/rebelarchitecture/2014/08/rebel-architecture-creator-view-2014810132621275358.html

https://twitter.com/RebelArchitects